İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Anadolu Selçuklu Devleti

Anadolu Selçuklu DevletiAnadolu Selçuklu Devleti’nin Kuruluş Dönemi

Türkiye Selçuklu Devleti Kutalmış’ın oğlu Süleyman şah tarafından kuruldu. Alp Arslan’ın ölümünden sonra Suriye ye gelen Kutalmış’ın oğulları, buradan da Anadolu ya geçtiler. Süleyman şah Bizanslılardan Konya’yı kardeşi Mansur da Kütahya ve Afyon u ele geçirdi. Süleyman şah (Bk Resim) daha sonra kuzeye yönelerek İznik i aldı. Kendisine tavır alan Kardeşi Mansur Bey i Melik şah’ın Porsuk Bey komutasında gönderdiği orduyla saf dışı bıraktı. Abbasi Halifesi, Süleyman şaha Sultan unvanı verdi. Melik şah da onu Türkiye Selçuklu hükümdarı olarak tanıdı. Bu tarih Türkiye Selçuklu Devleti’nin kuruluş yılı olarak kabul edilir (1077). Bizanstaki taht kavgalarından faydalanan Süleyman şah Kocaeli Yarımadası’nı, Üsküdar ve Kadıköy ü ele geçirdi. Bizans’ın gönderdiği orduyu yendikten sonra Boğaz ın Anadolu yakasını kontrolüne aldı. Boğazdan geçen gemilerden vergi aldı. Bizans, Balkanlardaki Türklerin akınlarını durdurmak için Süleyman şah a başvurdu. Yapılan antlaşma ile Kocaeli yarımadasındaki Dragos Çayı sınır kabul edildi.
Ayrıca Bizans, Süleyman şah a vergi verecekti. Süleyman şah, Bizans sınırını güvence altına aldıktan sonra güneye yöneldi. Adana ve dolayları ile Antakya’yı aldı (1084). Süleyman şah’ın ilerlemeye devam ederek Halep i kuşatması Suriye Selçuklu Meliki Tutuş u rahatsız etti. iki hükümdar Halep yakınlarında karşılaştı. 1086 yılında yapılan savaşta Süleyman şah hayatını kaybetti. Süleyman şah, Suriye de Caber Kalesi yanına gömüldü. Lozan Antlaşmasına göre Süleyman şahin mezarının bulunduğu yer Türk toprağı kabul edildiğinden, buranın koruyuculuğunda Türk askerleri yapmaktadır.

Süleyman şah’ın Ölümünden Sonraki Gelişmeler
Süleyman şah güneye inerken yerine Ebul Kasım ı bırakmıştı. Süleyman şah ölünce Ebul Kasım, devleti idare etmeye başladı. Bu arada Melik şah Türkiye Selçuklu Devleti’ni baskı altında tutmaya çalışıyordu. Fakat Melik şah’ın 1092 de ölmesi bu isteğinin sonuçsuz kalmasına neden oldu. Melik şah’ın ölmesiyle birlikte Süleyman şah’ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan Anadolu ya geldi. Kılıç Arslan Türkiye Selçukluları Devleti tahtına oturdu. I. Kılıç Arslan hükümdar olunca devleti yeniden düzenledi. Bizans üzerinde baskı kurdu. İzmir de devlet kurmuş olan Çaka Bey in kızıyla evlendi. Bizans, Çaka Bey in başarılarından rahatsız oluyordu. Kendi devleti açısından Çaka Bey’in kuvvetlenmesini istemeyen I. Kılıç Arslan, Çaka Bey in ortadan kaldırılması için Bizans la bir antlaşma yaptı. Böylece batı sınırını güvence altına alan I. kılıç Arslan doğuya yöneldi. Malatya’yı kuşattığı sırada, büyük bir haçlı ordusunun Anadolu ya doğru ilerlediği haberini aldı. Kuşatmayı kaldırarak İznik e döndü. I. Kılıç Arslan 1. Haçlı Seferi esnasında başarılı savunma yaptıysa da İznik’i Bizans a terk etmek zorunda kaldı ve devlet merkezini Konya ya taşıdı.
Haçlılara karşı Bizans imparatoru ile bir antlaşma yaparak doğuya yöneldi. Önce Danişmentlileri yendi. Malatya’yı aldı. Daha sonra Suriye ye yöneldi. Musul u ele geçirdi. Bunun üzerine Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar Emir Çavlı komutasında bir orduyu I. Kılıç Arslan üzerine gönderdi. Yapılan savaşta yenilen I. Kılıç Arslan, atıyla Habur ırmağını geçerken boğularak öldü (1107). I. Mesut I. Kılıç Arslan ölümünden sonra Selçuklu tahtı bir süre boş kaldı. Daha sonra I. Kılıç Arslan’ın oğlu şahin şah tahta geçti. Fakat kardeşi Mesud, Danişmentli Emir Gazi’nin yardımıyla Selçuklu hükümdarlığını ele geçirdi (1116).
I. Mesud Danişmentlilerin elinde bulunan Anadolu hâkimiyetin tekrar Selçuklulara kazandırdı. Ankara, Çankırı ve Kastamonu’yu ele geçirdi. Türkleri Anadolu’dan atmak isteyen Bizans imparatoru Manuel Komnenos’u yenilgiye uğrattı (1146). Bu sırada Anadolu ya gelen II. Haçlı ordusu kuvvetlerine karşı Danişmentlilerle beraber başarılı mücadeleler verdi. II. Haçlı Seferinden sonra I. Mesud fazla yaşamadı. Çukurova da bazı kale ve şehirleri ele geçirdikten sonra öldü (1155). Batı kaynaklarında Anadolu ilk defa Türkiye adı ile I. Mesud zamanında anıldı.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin Yükseliş Dönemi

II. Kılıç Arslan (1155-1192)
II. Kılıç Arslan, 1155 yılında hükümdar oldu. Önce kardeşlerini bertaraf etti. Musul Atabeyi Nurettin Mahmud Zengi!yi Selçuklu topraklarından çıkardı. 1178 yılında Malatya! yı alarak Danişmentliler devletine son verdi. II. Kılıç Arslan zamanın en önemli olayı Bizans la yapılan Miryokefalon Savaşı dır. Türkleri tamamen Anadolu dan atıp, Bizans ı tekrar Anadolu ya hakim kılmak isteyen Bizans imparoturu Manuel büyük bir ordu hazırladı. 1176 yılında Denizli yakınlarında Miryokefalon (Kumdanlı) vadisinde yapılan savaşta imparator Manuel, I. Kılıç Arslan karşısında bozguna uğradı.

Bu zaferle;
– Bizans’ın bu seferi Anadolu ya yaptığı son sefer olmuştur. (Bizans artık Türklere karşı taarruz durumundan savunma durumuna geçmiştir.)
– Selçuklular yüklü bir tazminat aldı
– Türklerin batıya yayılmaları için engel ortadan kalktı.

Malazgirt zaferi Türklere Anadolu’nun kapılarını açarken Miryakefalon Zaferi, burasının Türk vatanı olduğunu ve Türklerden geri alınamayacağını dünyaya ispat etmiştir. II. Kılıç Arslan 1186 yılından itibaren yaşlandığını ileri sürerek ülkeyi on bir oğlu arasında paylaştırdı. Kendisi de Konya ya çekildi. Fakat daha sağlığında oğulları arasında taht kavgaları başladı ve devlet zayıfladı. 1192 yılında II. Kılıç Arslan vefat
etti.

Anadolu Selçuklu Devletinde Bilim ve Sanat

Bilim:
Türkiye Selçukluları Devletinin siyasi ve ekonomik alanda olduğu gibi bilim ve sanat bakımından da en parlak dönemi I. Alaeddin Keykubad dönemidir. Türkiye Selçukluları zamanında Konya ya yerleşen Muhyiddin Arabi, Türkiye de tasavvufun gelişmesine öncülük etti. Sadreddin Konevi, Arabi nin düşüncelerinin yayılmasını sağladı. Mehmed Ravendi, Kadı Burhaneddin Anevi ve ibn-i Bibi Selçuklu sultanları için tarih yazdılar. Ayrıca XIII yüzyıl Türkiye sinde Urmiyeli Kadı Siraceddin, mantık ve kelam üzerine Metali ül Envar adlı eserini yazdı. Erzincan da yaşayan Muvaffakuddin Abdullatif de tıp, şzik ve felsefe alanlarında eserler verdi. Artuklular, Germiyanoğulları ve Aydınoğulları, kendi bölgelerini önemli bilim ve kültür merkezleri haline getirdiler. Akkoyunlular da bilim hayatının gelişmesine büyük önem vermişler, pek çok bilgin ve sanatçıyı ülkelerine toplayıp korumuşlardır. idris-i Bitlisi, Bekr-i Tihrani, Mahmud Can, Celaleddin Devvani, Fazlullah bin Ruzbehan ve Ali Kuşçu Akkoyunluların himayesinde pek çok eser yazdılar.

Sanat:
Türkiye Selçukluları ve beylikler döneminde; Türk sanatı görülmedik bir canlılık kazandı. Genellikle vakıf olarak yapılan Selçuklu mimari eserleri, dini ve sivil mimari olmak üzere iki grupta incelenebilir.

Dini Mimari:
Camiler, mescidler, medreseler, kümbetler ve külleyeler bu gruba girer. Konya ve Niğde deki Alaeddin Camileri ile Sivas ve Malatya Ulu Camileri çok sütunlu camilere örnektir. Ayrıca Saltuklardan Erzurum Ulu Camii, Mengüceklilerden Divriği Ulu Camii, Artuklulardan Ulu Camii o dönemden kalma eserlerdir.
ikinci tip camiiler, ağaç direkler üzerine oturtulmuş zengin süslemeli, ahşap camilerdir. Selçuklu mescitleri tek kubbeli, bir kaçı düz çatılı yapılardır. Medreseler hemen hemen her şehirde vardı. Burada akli ve nakli bilimler okutulmaktaydı. Anadolu da bilenen en eski medrese Danişmentli Yağıbasan tarafından yaptırılan Tokat ve Niksar Yağıbasan Medreseleridir. Günümüze kadar gelen medreselerden bazıları şunlardır; Konya da Karatay ve ince Minareli Medrese, Sivas ta şifaiye medresesi, Gök Medrese, Buruciye Medresesi, Çifte Minareli Medrese, Kayseri de Hond Hatun ve Hatuniye Medreseleri, Afyon un Çay ilçesinde Çay Medresesi, Kırşehir de Caca Bey Medresesi. Selçuklu mimarisinde türbelerinde önemli bir yeri vardır. Bunlardan dört duvarının üzeri kubbeyle örtülenlerine türbe, silindirik veya çokgen gövdeli, konik yada piramit çatıyla örtülü olanlarına da kümbet adı verilirdi. Kısacası bunlar mezar anıtlardır. Bunların en önemlileri; Erzurum Emir Saltuk, Divriği Site Melik, Kayseri Melik Danişment Gazi ve Döner Kümbet, Konya II. Kılıç Arslan, Niğde Hüdavend Hatun, Sivas izzettin Keykâvus, Tercan Mama Hatun kümbetleridir.
Türkiye Selçuklularından günümüze kalan mimari eserlerden biri de külliyelerdir. Külliye camii ile birlikte kurulan medrese, kütüphane ve hastane gibi yapıların bütününe denir. Selçukluların ilk külliyesi Kayseri Hond Hatun Külliyesidir. İkinci Selçuklu külliyesi ise yine Kayseri de Hacı Kılıç Külliyesidir. Anadolu’nun en eski külliyesi Mengücekliler tarafında yaptırılan Divriği Külliyesidir. Dini mimarinin bir diğer örneği de tekke ve zaviyelerdir. XIII. yüzyıldan kalma en ünlü dini yapılar arasında Konya da Sırçalı Sultan Miskinler Tekkesi ve Konya Sahip Ata Hankâhı ile Tokat Sünbül Baba ve Halifet Gazi Zaviyesidir.

Sivil Mimari:
Sivil mimarinin en güzel örneklerinin başında köşk ve saraylar gelmektedir. Kayseri yakınında Argıncık ta Haydar Bey Köşkü, Erkilet tepesinde Hızır ilyas Köşkü ve Diyarbakır ın içkalesinde Artuklu Sarayı kesme taşlardan yapılmış bu döneme ait yapılardır. Selçuklu saltanatının gücünü ve yönetim anlayışını gösteren önemli kuruluşlarda biri de kervansaraylardır. Bunlar yolların emniyetini sağlamak, ticaret hayatını canlandırmak ve insanların yolculuğunu kolaylaştırmak anlayışı ile yapılmıştır. Anadolu da ilk kervansaray II. Kılıç Arslan döneminde yaptırılan Aksaray-Kayseri yolu üzerindeki Alay Han dır. Antalya- Isparta yolu üzerindeki Evdir Han, Konya- Aksaray yolu üzerindeki Sultan Hanı, Kayseri-Sivas yolu üzerindeki Sultan Hanı ve Antalya- Alanya yolu üzerindeki Alaca Han diğer önemli hanlardır. O dönemin önemli mimari eserlerinden biride darüşşifalardır. Darrüşşifa veya şifahane denilen bu yapılar günümüzün hastahaneleridir. Darüşşifalardan bazıları şunlardır; Kayseri de Çifte Medrese denilen yapılar ile Gevher Nesibe ve Gıyasiye Darüşşifaları, Sivas ta I. Keykavus şifahanesi, Tokat ta Gök Medrese ve Divriği de Kaleler, surlar ve köprüler de sivil mimarinin örneklerindendir. şehirlerin yüksek yerlerine yapılan kale ve surların bazıları günümüze kadar gelebilmiştir. Köprülerin ilk örnekleri Artukluların hüküm sürdükleri Güney Doğu Anadolu dadır. Selçuklular ve Beylikler döneminde süsleme, çinicilik, halıcılık ve el sanatları son derece gelişmişti. Morco Polo (XIII. yüzyıl) ve ibni Batuta nın (XIV. yüzyıl) eserlerinde Anadolu’da halı dokuma sanatının ileri düzeyde olduğu ve halı ihraç edildiği belirtilmektedir. Selçuklularda hat, tezhip, minyatür ve çinicilikte gelişmişti.

Çiniler:
Yüzeyleri süslemek için kullanılan pişmiş balçık topraktan yapılanmyüzü sırlı levhalardır. Kitap sanatlarının en önemlileri hat, tezhip ve cilt sanatıdır. Minyatür, resim sanatının rağbet görmemesinden dolayı önemli gelişme göstermiştir.

Anadolu Selçuklu Devletinde Devlet Yönetimi

Eski Türk egemenlik anlayışı, Anadolu Selçuklularında da vardı. Hükümdarın yetkileri sınırsız değildi. Diğer Anadolu beylerine ve meliklere göre bir derece daha üstündü. Hükümdarlık babadan oğula ve kardeşlere de geçebilirdi. Sık sık saltanat kavgaları görülürdü. Devleti yönetecek şehzadeler daha küçük yaşta bilim adamları yanında eğitim görür, daha sonra atabey gözetiminde melik unvanıyla tahta geçmeye hazırlanırdı. Tahta geçtiği zaman da adına hutbe okutup, para bastırırdı. Hükümdarların tuğ, çetr, sancak, otağ, nevbet ve mühür gibi alametleri olurdu. Yeni hükümdarlara Abbasi halifeleri hükümdarlık fermanı ve değerli hediyeler gönderirdi.

Saray Teşkilatı:
Türkiye Selçuklularında saray teşkilatı Büyük Selçuklularınkinin aynısıydı.

Merkez Teşkilatı:
Devlet işlerini yürüten Büyük Divan ve diğer divanlar bulunmaktaydı. Bu divan devlet merkezinde bulunurdu. inşa, Arz, işraf, istifa divanlarının başkanları ile pervane gibi görevliler Büyük Divan ın üyeleri idi. Emir-i şemsir denilen kişi Divan ın güvenliğini sağlardı. Büyük Divan yaptığı işler
bakımından bugünkü Bakanlar Kurulu na benzemekteydi.

Niyabet-i Saltanat Divanı:
Hükümdar başkentte olmadığı zaman ona ait devlet işlerini yürütürlerdi. Bu divanda bulunan komutan ve devlet adamlarına naib denilirdi.

İstifa Divanı:
Devletin mali işlerini yürütürdü.

Pervanecilik:
Türkiye Selçuklularında ülke topraklarının defterlerini tutan has ve iktalara ait kararları düzenleyen divandır. Bu divanın başkanına pervaneci, hazırladıkları fermanlara da pervane denirdi.

Divan-ı Arz:
Hassa askerinin maaşını ve her türlü techizat ve defter kayıtlarını kontrol eder ve denetlerdi. Savunmayla ilgilidir.

Divan-ı Tuğra:
Devletin iç ve dış yazışmalarını yapardı. Buna Divan-ı inşa da denirdi.

Divan-ı işraf:
Mali yönetimle ilgili işleri denetlerdi. Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Anadolu daki diğer devlet ve beyliklerdeki merkez teşkilatları Türkiye Selçuklularınkiyle aynıydı.

Taşra Teşkilatı:
Türkiye Selçuklularında ülke vilayetlere ayrılmıştı. Üç tip vilayet vardı.

Meliklerin Yönettiği Vilayetler:
Selçuklu ailesinden gelen melikler doğrudan hükümdara bağlı idi. Meliklerin de divanı ve veziri olurdu.

Vilayet:
Bunların yönetimleri divana bağlıydı. Bu tip vilayetlerin başında subaşılar bulunurdu.
Bizans Sınırlarında Bulunan Eyaletler (sınır vilayetleri):
Bu eyaletlerin başındakiler uc beyi ve vali olarak görev yapar, sınırları korurlardı. Türkiye Selçuklularında vilayetlerde bir çeşit belediye işlerine bakan kişilere muhtesib denirdi. Önemli şehir merkezlerinde şıhne denilen askeri valiler bulunurdu. Yargı işlerini ise
kadılar bakardı. Beyliklerde ise taşrada siyasi otoriteyi hükümdar adına mirliva, yargıyı kadı temsil ederdi.

Askerî Teşkilat:
Türkiye Selçukluları ordusu, hassa (gulam) askerleri, ikta (dirlik) sahiplerinin verdiği kuvvetler, bağlı devletlerin kuvvetleri ve ücretli askerlerden oluşurdu. Hassa birlikleri hükümdarın kapıkulu askerleriydi. ikta sahiplerinin yetiştirdiği askerler tamamen Türklerden oluşuyordu. Tımarlı Sipahiler, asıl Selçuklu kuvvetlerini bunlar oluşturuyordu. Bulundukları bölgelerin asayiş ve güvenliğini sağlayan subaşılar aynı zamanda Tımarlı Sipahilerin komutanlarıydı. Türkmenlerin meydana getirdiği kuvvetler uclarda daima savaşa hazır halde bulunurlardı. Türkiye Selçukluları donanmaya önem verdiler. Sinop, Alaiye, Antalya ve Samsun gibi yerlerde tersaneler kurdular. Türkiye Selçuklularında ordu komutanına emirü l ümera, donanma komutanına ise reis ül bahr veya melikü s sevahil denirdi. Karakoyunlular ve Akkoyunluların askeri teşkilatlarında Moğolların ve Timurluların etkisi görülür. Her iki devlette de ordunun esasını Tımarlı Sipahi ve Çerik denen aşiret kuvvetleri teşkil ederdi. Ordu komutanına emir-i azam denirdi. Dulkadıroğulları ve Ramazanoğullarının askeri teşkilatlarında Memlûklerin tesiri vardır. Diğer beyliklerde ise Selçuklu askeri teşkilatının etkisi vardır. Germiyanoğulları ve Karamanoğulları, beylikler içinde en güçlü ordulara sahipti.

Toprak Yönetimi
Türklerin Anadolu yu ele geçirmesi ile Bizans tan alınan topraklar devlet malı oldu. Mülkiyeti devlete ait olan miri toprakları dört bölüme ayrılıyordu.

Has Arazi:
Devlet adamlarına ve devlet memurlarına hizmet ve maaşlarına karşılık verilen toprağın gelirleridir.

Mülk Arazi:
Devlet adamlarına başarılarından dolayı mülk olarak verilen topraklardır.

Vakıf Arazi:
Miri veya mülk arazilerden gelirleri ilmi veya sosyal kuruluşların masraşarına tahsis edilen topraklardır. Karakoyunlular, Akkoyunlular ve diğer devlet ve beyliklerdeki toprak sistemi de Türkiye Selçuklularının toprak sistemine benzemektedir.

Hukuk Sistemi:

Selçuklu adalet teşkilatı bütün ortaçağ Türk islam devletlerinde olduğu gibi, şeri ve örş yargı sistemi olmak üzere ikiye ayrılıyordu. şeri yargı sisteminde davalara kadılar bakardı. Bunların başkanına başkadı (kazi l kuzat) denirdi. Başkadı devlet merkezi olan Konya da otururdu. Örş yargı asayişi bozan ve yasaları çiğneyenlerle ilgili davaları kapsardı. Örş davalara bakan kimseye emir-i dad denirdi. Emir-i Dad gerektiği zaman vezir ve divan üyelerini de yargılardı. Askeri davalara ise kadı asker (kadı-yı leşker- kazasker) denilen ordu kadıları bakardı. Akkoyunlular, Karakoyunlular ile diğer devletlerde de Türkiye Selçuklularından farklı bir hukuk anlayışı yoktu.

Anadolu Selçuklu Devletinde Dil Ve Edebiyat

Türkiye Selçukluları zamanında bilim dili Arapça, devletin resmi dili ve edebiyat dili Farsça idi. Beylikler ise hem edebiyat dili hem de resmi dil olarak Türkçeyi kullanmışlardır. Karamanoğlu Mehmed Bey 1277 tarihinde Konya da yayınladığı fermanla Bu günden sonra divanda, dergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır diyerek Türkçeyi resmî dil ilan etti. Selçuklular ve Beylikler dönemindeki edebi akımları, Halk Edebiyatı, Tasavvuf Edebiyatı ve Divan Edebiyatı diye gruplandırabiliriz. Halk edebiyatının önemli ürünlerinden biri destanlarıdır. Bunların başında Battalname Destanı gelir. Bu destan XII. ve XIII. yüzyılda Danişmentli topraklarında söylenen ve yazıya geçirilen Türkçe bir destandır. ikincisi Danişmendname dir. Selçuklu dönemi Türkiye sinde diğer bir halk edebiyatı ürünü Dede Korkut Hikayeleridir. Bu hikayelerde, Türklerin Gürcüler ve Abazalar ile yaptıkları savaşlar anlatılır. Ayrıca Türk boylarının yeni vatanlarındaki iç çarpışmaları hikaye edilir. XIV. yüzyılda Türkiye de Türk dili ile milli bir edebiyat meydana getirildi. Bunda şairlerin büyük rolü oldu. Bu şairlerin başında Kırşehirli şeyh Ahmed Gülşehri ve Aşık Paşa gelir. Gülşehri nin en önemli esere Mantıku t Tayr (Kuşların dili) dir. Aşık Paşa nın en büyük esere Garibname adlı mesnevidir. Hoca Mesud, Aydınoğlu Umur Bey adına Kelile ve Dimne yi Farsça dan Türkçe ye tercüme etti. Halk edebiyatında fıkralarında ayrı bir yeri vardı. Bunların başında Bektaşi ve Nasreddin Hoca fıkraları gelir. Tasavvuf edebiyatının en büyük siması Mevlâna Celaleddin Rumi dir (1207-1273). Mevlâna Allah a bilgi, düşünce, sanat, heyecan ve bunların hepsinden daha çok üstün bir aşk yolu ile varmak isteyenlerin en büyüklerindendir. I. Alaeddin Keykubad ın daveti üzerine Konya ya yerleşmiştir. En önemli eserleri Divan-ı Kebir, Mesnevi, şhi Mâşh ve Mektubat tır. Ahmed Fakih Seyyad Hamza ve Sultan Veled de bu dönemin ünlü tasavvuf şairlerindendir. XIII. yüzyılda Türkiye de dil, vezin, şekil ve üslup bakımından millî bir tasavvuf edebiyatı doğdu. Bu edebiyatın en güçlü temsilcisi Yunus Emre dir (1240-1320). iki önemli eseri vardır. Biri Divanı diğeri Risaletün Nushiyye adlı mesnevidir. Eserlerin ana konusu Allah ve insan sevgisidir. Hoca Dehhani ilk divan edebiyatı şairi olarak kabul edilir. Türkçeyi çok sade ve akıcı bir şekilde kullanmıştır. En önemli eseri Selçuklu şehnamesidir Hoca Ahmed ve izzettin Ahmed de bu akımın önemli temsilcilerindendir

Anadolu Selçuklu Devletinde Din Ve İnanış

Selçuklu yönetimi islamiyetin gaza şkri ile Türklerin fetih anlayışını birleştiren bir siyasi kuruluş oldu. Bu sayede Müslüman ülkeler üzerinde hakimiyet kurması kolay oldu. Türkmenler islam dininin temel ilkelerine ters gelmeyen gelenekleri sürdürüyorlardı. Akıncı Türkmenler arasında birçok tarikat mensubu vardı. Bunlara Horasan Erenleri deniyordu. Türkmenler Anadolu ya geldiklerinde dini bilgileri zayıftı. Bunları kuvvetlendirmek için Türkiye Selçuklu hükümdarları çok çaba sarfettiler. Hükümdarlar dindar oldukları gibi büyük bir hoşgörüye de sahiptiler. Tarikat, Allah a giden yol anlamında bir kelimedir. XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu da tarikatçılık geniş boyutlara ulaştı. Bunlar içinde Türklük için en önemli olanı Ahmet Yesevi nin kurduğu Yesevi tarikatı idi. Ahmed Yesevi islamiyetin esaslarını Türkçe olarak öğretmeye çalışan bir suşdir. Divan-ı Hikmet adlı eserinde Türklere islamiyetin ve dervişliğin basit yollarını öğretir. Babaîlik, Bektaşîlik, Ekberîlik, Mevlevîlik, Nakşibendilik, Kadirîlik, Rufaîlik, Kübrevîlik gibi çok tarikat mevcuttu. Bunlardan her biri muhtelif kişilerin kendi kabiliyetlerine, kültür seviyelerine ve bulundukları ortamlara göre dini yorumlama ve yaşama biçimleridir. Bu çeşitlilik Türk toplumundaki din ve vicdan özgürlüğünün en açık örneğiydi.

Anadolu Selçuklu Devletinde Sosyal Hayat

Sosyal Hayat:
Türkiye Selçukluları kendilerine has bir sosyal ve iktisadi politika izlediler. Aralıklarla Anadolu ya Türkistan dan Maveraünnehir ve Horasan dan gelen Türklerin büyük bir bölümünü yerli halk tarafından boşaltılan yerlere yerleştirdiler. Bir kısmını ise uc bölgelere yerleştirdiler. Selçuklu hükümdarları kendi yönetiminde yaşayan Hristiyan halkı himaye ettiler. Bizans yönetiminin baskısından ve ağır vergilerinden bunalanlardan isteyenlerin kendi topraklarına yerleşmelerine izin verdiler. Hristiyan-Müslüman ayrımı gözetmeden uyguladıkları adil yönetim Rum, Ermeni ve Süryani halkın Türk yönetimini tercih etmelerine sebep oldu. Türkiye Selçukluları döneminde Anadolu da yaşayan halkın büyük çoğunluğunu Türkler oluştururdu. Halk şehirleri ve köylü olmak üzere ikiye ayrılırdı. şehirliler: Devlet memurları, âyân, bilim adamları ve ahiler olmak üzere dört gruba ayrılıyorlardı.

Devlet Memurları:
Bir şehirde hükümeti temsil eden görevlilerdi.

Âyân:
Hükümet nezdinde halkı temsil eden kişilerde. Tacirler (tüccarlar) da bu sınıfa girerlerdi.

Bilim Adamları:
Müderrisler, kadılar, zaviye, tekke şeyhleri ve medrese öğrencileri bu gruba girmekteydi.

Ahîler:
Ahîler (kardeşler) şehirde oturan ve kendi aralarında dinî ve iktisadi özellikler taşıyan esnaşardır. Aralarında kurdukları teşkilata ahîlik denirdi. Ahî teşkilatı ticareti ve ticaret ahlakını düzenlemiş, üretim kalitesini yükseltmiş ve kaliteli eleman yetiştirilmesini sağlamıştır.

Köylüler:
Türkmen kökenli olan Türk köylüsü göçebe ve yerleşik olmak üzere iki kısma ayrılıyordu. Göçebeler hayvancılıkla geçinirlerdi. Yerleşik köylüler ise devletin veya ikta sahibinin idaresi altındaydılar.

İktisadi Hayat:
Türkiye Selçuklu Devletinin iktisadi hayatı tarım, ticaret ve sanayiye dayanmakta idi. Tarım ve hayvancılık göçebelerin ve köylülerin geçim kaynağı idi. şehir halkı ise meyvecilik ve bağcılıkla uğraşıyordu. Dokumacılık ve dericilik bu dönemde çok gelişmişti. Maden işçiliğiyle daha çok Hristiyan halk (Rum-Ermeni) uğraşıyordu. Ticaret devletin ana politikasını belirleyen başlıca meselelerden biriydi. Türkiye Selçukluları ticaretin gelişmesi amacıyla tüccarların konaklaması için kervansaraylar yaptırmışlar, Avrupalı tüccarlara düşük gümrük vergisi uygulamışlar, Sinop, Alanya ve Antalya gibi liman şehirlerini fethetmişlerdir. Ayrıca tüccarların mallarını, zarar görmelerine karşı koruyan sigorta sistemini uygulamışlardır . ilk kervansaraylar II. Kılıç Arslan döneminde yapılmıştır.

Anadolu Selçuklu Devletinde Denizcilik

Türkler, Anadolu’yu yurt edindikten sonra denizciliğe de önem vermeye başladılar. Çünkü Anadolu’nun üç tarafı denizlerle çevriliydi. Ülkeyi savunmak için deniz kuvvetine ihtiyaç vardı. Ayrıca ticaret yapmak amacıyla da denizciliğe önem vermek gerekirdi.

Türk denizcilik tarihinde ilk donanma, Çaka Bey tarafından oluşturuldu. Oğuz Türklerinden olan Çaka Bey, Anadolu’nun fethi döneminde Bizanslılara tutsak düşmüş ve bir süre Bizans sarayında kalmıştı. Buradan kurtulduktan sonra İzmir’i ele geçirdi ve burada bir beylik kurdu. Bizanslılarla mücadeleye devam etti. Çaka Bey, kızını Anadolu Selçuklu Sultani I.Kılıç Arslan’la evlendirdi. Bizans imparatoru, Çaka Beyle I.Kılıç Arslan’ın arasını açtı. Bunun üzerine Çaka Bey, I.Kılıç Arslan tarafından öldürtüldü.

Anadolu Selçuklu sultanları, denizciliğin önemini kavramakta gecikmediler. Sinop ve Alanya’da tersaneler kurdular. Donanma oluşturdular. Karadeniz ve Akdeniz’de ticari seferler yapılmasına önem verdiler.

Haçlı Seferleri
Hıristiyanlık dininin peygamberi olan Hz. İsa Kudüs’te yaşamıştır. Bu yüzden Kudüs ve çevresi Hıristiyanlık için kutsal topraklardır. Kudüs, aynı zamanda Müslümanlar ve Yahudiler için de kutsaldır. Ancak, bu topraklar, 636 yılında Halife Hz. Ömer döneminde, ünlü komutan Halid bin Velid tarafından İslam devleti topraklarına katıldı. Avrupalı Hıristiyanlar, Müslümanların elinde bulunan bu kutsal yerleri almak için bir takım askeri seferler düzenlediler. Bu seferlere katılanlar elbiselerinin ve kalkanlarının üzerinde bir haç işareti taşıdıkları için bu seferlere “Haçlı Seferleri” denmiştir.

Şimdi Haçlı Seferlerinin nedenlerini sırasıyla inceleyelim.
Siyasal Nedenler
Müslüman Araplar, Dört Halife ve Emeviler döneminde Suriye, Filistin ve İspanya’yı ele geçirmişlerdi. Aynı zamanda, son derslerimizde gördüğümüz gibi, Selçuklu Türkleri Anadolu’nun büyük bölümünü Hıristiyanlık Bizans’ın elinden alarak devlet kurmuşlardı. Bu durum Avrupalı Hıristiyanların sinirini bozuyordu.

Ekonomik Nedenler
Avrupalılar çok eskiden beri doğudan gelen ipek, porselen ve baharat gibi mallara çok ilgi göstermişlerdir. Ancak, o zaman dünyanın en büyük ticaret yolları sayılan “İpek” ve “Baharat” yollarının denetimi Müslümanların denetiminde bulunuyordu. Bazı Avrupalılar, bu Müslüman ülkelerine giderek zengin olmak istiyorlardı.

Dinsel Nedenler
Hıristiyanlar için Kudüs’e haç ziyareti yapmak kutsal bir görevdi. Ancak, haç merkezinin Müslümanların elinde olması Hıristiyanların hoşuna gitmiyordu. Haç görevini rahat yerine getiremediklerini düşünüyorlardı. Avrupa’nın önde gelen Hıristiyanlık tarikatları önce devlet ve derebeyler arasında barışı sağladılar sonra onları, Müslümanlarla savaşmaya çağırdılar. “Bu savaşı Hz. İsa ve Tanrı istiyor; Müslümanlarla savaşmak en kutsal görevdir; bu savaşa katılanlar cennete gidecekler” diye propaganda yaptılar. Ayrıca, Hıristiyanlık Bizans’ın Türk akınlarından kurtulmak için diğer Hıristiyanlık ülkelerden iki de bir yardım istemesi macera peşinde koşan Avrupalı prensleri ve şövalyeleri savaşa katılmaya yönlendiriyordu.
Haçlı Seferleri toplam sekiz tanedir. İlki 1096’da başlamış, en sonuncusu ise 1270 yılında yapılmıştır. Bunlardan, şimdilik ilk dördü bizi ilgilendirdiği için aşağıda onlardan söz edeceğiz. Birinci Haçlı Seferi (1096-1099)
Haçlı kuvvetleri Papa II. Urbanus’un tâlimatı uyarınca Ağustos 1096’da harekete geçtiler. Sefere Batı Avrupa krallarının hiçbiri katılmadı. Fransalı (Frank) şövalyelerinin ağırlıkta olduğu haçlı ordusu dört ayrı koldan yola çıktı. Yaklaşık 4 bin atlı ve 25 bin piyadeden oluşan Haçlı kuvvetleri bir yıl içinde İstanbul’a (Konstantinopolis’e) vardı. Bizans desteğini de alan haçlılar 1097’de İznik’i Anadolu Selçuklularının elinden aldılar ve Bizans’a bıraktılar. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan’ın direnişi yüzünden Anadolu’yu büyük zorluklar ve kayıplarla geçen Haçlılar, sekiz aylık kuşatma sonunda Haziran 1098’de Antakya’yı aldılar. Burada ortaya çıkan veba salgını yüzünden aralarında papalık temsilcisi de olmak üzere yüzlerce Haçlı askeri öldü. 7 Haziran’da Kudüs’e ulaşdılar. Bir aylık bir kuşatma sonunda kenti Fatımîlerden alıp Müslüman ve Yahudi halkı kılıçtan geçirdiler (1099). Haçlılar Kudüs’te bir krallık, Urfa ve Antakya’da birer kontluk kurdular. Böylece Haçlı seferleri Hıristiyanlar açısından başarı ile sonuçlandı. Varlıklarını sürdüren bu devletlerden Urfa Kontluğunun daha sonra Musul Atabeyi Nureddin Zengi tarafından ele geçirilmesi Hıristiyan dünyasında büyük tepkilere yol açtı ve Papa 1145’de yeni bir Haçlı seferi çağrısında bulundu.
İkinci Haçlı Seferi (1147-1149)
II. Haçlı Seferi’nde Fransa kralı VII. Louis ile Alman imparatoru III. Konrad da vardı. VII. Louis’den bir ay önce yola çıkan III. Konrad, 1147’nin sonlarında Anadolu Selçuklu sultanı I. Mesud tarafından Eskişehir yakınlarında yenilgiye uğratıldı. İznik’e geri dönen Konrad burada güçlerini VII. Louis’ninkilerle birleştirerek Kudüs’e doğru tekrar ilerlediler. 1148’de Antakya’ya ve oradan da Kudüs’e ulaştılar. Burada Haçlı komutanlarının katıldığı bir toplantıda Şam’a saldırı kararı alındı ve 50 bin kişilik büyük bir ordu oluşturuldu. Ancak bu sefer başarısızlıkla sonuçlandı ve yenileceklerini anlayan Haçlılar geri çekildiler. Hıristiyan ahalinin çoğu kenti terk etmek zorunda kaldı.
II. Haçlı Seferini izleyen 25 yılboyunca Kudüs Krallığı varlığını sürdü. Mısır’daki Eyyübi Kralı Salaheddin Eyyubî Kudüs’ün düştüğü haberi Avrupa’da geniş yankılar uyandırdı. Papa VIII. Gregorius bir ferman yayınlayarak yeni bir Haçlı Seferi çağrısında bulundu. Mayıs 1189’da o zamana değin bir araya getirilen Haçlı kuvvetlerinin en büyüğünün başında yola çıktı. Bu sefere Alman İmparatoru Frederik Barbaros, Fransa Kralı II. Filip Ogüst ve İngiltere Kralı Arslan Yürekli Rişar katıldılar. Selçukluları yenilgiye uğrattıktan sonra Mayıs 1190 Konya’ya ulaştı. Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı II. Kılıç Arslan Haçlıların transit geçişine izin verdi. Ama bir ay sonra Alman İmparatoru Frederik Tarsus çayında yüzerken boğuldu ve öldü. İmparatorun ölümü Alman ordusunun dağılmasına neden oldu. Kalan Haçlı birlikleri Fransa ve İngiltere kralları önderliğinde Kudüs’e doğru ilerlemeyi sürdürdüler. Önce Kudüs’ü sonra da Şam’ı almayı tasarlıyorlardı. Ancak Selahaddin Eyyübi’yi yenemediler ve başarıla olamayarak ülkelerine geri döndüler. Haçlıların bu seferdeki en büyük kazancı Kıbrıs’ın alınması olmuştu. Ada, bundan sonraki Haçlı Seferlerinde üs olarak kullanıldı.
Dördüncü Haçlı Seferi
Papa III. Innocentius 1198’de IV. Haçlı Seferi için bir ferman yayınladı. Fransız soylusu katılmıştı. Sefere katılacak birliklerin Venedik gemileriyle taşınması kararlaştırıldı. Bunun için Venediklilere belirli bir para ödenecek ve fethedilecek topraklar Fransızlar ile Venedikliler arasında eşit olarak paylaşılacaktı. Ama Haçlıların bir bölümü doğrudan Anadolu’ya gitmeyi yeğlediğinden 1202 yazında Venedik’e gelen Haçlı birlikleri beklenenden küçüktü. Haçlılar Venediklere karşı borçlu durumuna düştü ve bu borcu kapatmak için Macaristan’ın Zara kentinin ele geçirilmesinde Venediklilere yardım etmeye karar verdiler. Kasım 1202’de Zara kenti alınarak Venediklilere verildi. Bundan sonra Venedikliler tarafından, aralarındaki ticarî rekabet yüzünden doğrudan Bizans üzerine yönlendirilen Haçlılar Nisan 1204’de Konstatinopolis’i ele geçirdiler ve yağmaladılar. Bizans İmparatorluğunu yıkıp, yerine Latin İmparatorluğu’nu kurdular. Bizans İmparatorluğu 1261 İznik’te sürdürmek zorunda kalacaktı. Müslümanlara karşı başlatılmasına karşın amacından sapan IV. Haçlı Seferi, Bizans İmparatorluğunun iyice zayıflamasına yol açtı.
Avrupalılar, 1270 yılına kadar dört tane daha Haçlı Seferi düzenledilerse de yeterince başarılı olmadılar.
Haçlı Seferlerinin Hıristiyan ve Müslüman dünyaları üzerinde büyük etkiler olmuştur. Ayrıca şunu hatırlatmakta fayda var; 1999 yılı Birinci Haçlı Seferinin 900. yıl dönümü. Yanlardaki resimler o dönemdeki haçlı askerlerini gösteriyor.
Haçlı Seferlerinin sonuçları
1-Haçlı Seferleri yüz binlerce Müslüman ve Hıristiyanlık insanın ölümüne neden oldu.
2-Hıristiyanlar başlangıçta başarı elde etseler de esas amaçalrına ulaşamadılar.
3-Avrupa’da bir çok derebeylik. Yıkıldı yerine küçük krallıklar kuruldu. Yani Avrupa’nın siyasal görüntüsü değişti.
4-Bizans İmparatorluğu Haçlı Seferlerinden büyük zarar gördü ve zayıfladı.
5-Avrupalılar Haçlı Seferlerinden ekonomik bakımdan kazançlı çıktılar. Deniz ticareti gelişti. Marsilya,Venedik ve Cenova gibi liman kentleri zenginleşti.
6- Avrupa’da gemi yapımcılığı gelişti.
7- Doğu’dan pusula, kağıt ve barut gibi şeyleri alan Avrupa’nın bilim ve tekniği gelişti.
8- Haçlı Seferleri sonundan papanın ve kilisenin prestiji azaldı
9- Haçlı Seferleri sayesinde Müslümanlar ve Hıristiyanlar birbirlerini daha yakından tanıma olanağı buldular.

Kösedağ Savaşı ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin Dağılması
1237’de I. Alaeddin Keykubad’ın zehirlenerek öldürülmesi üzerine 16 yaşındaki oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti. Ancak babası gibi başarılı olamadı. Zamanının çoğunu sarayda geçiren II. Gıyaseddin Keyhüsrev, devlet işlerini veziri Saadettin Köpek’e devretti. Özellikle onun döneminde ortaya çıkan iki önemli olay Anadolu Selçuklu Devleti’ni dağılma ve parçalanma sürecine soktu. Bu olaylar 1240’daki Baba İshak Ayaklanması ve 1243’deki Kösedağ Savaşı’dır.

Baba İshak Ayaklanması
1240 yılı başlarında, Baba İshak adı verilen bir derviş önderliğinde göçebe Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti’ne karşı dev bir ayaklanma başlattılar. Baba İshak Konya’daki Anadolu Selçuklu sultanının ve adamlarının kafir olduğunu söylüyordu ve halkı onlara karşı isyan etmeye çağırıyordu. Ayaklanma Doğu Anadolu’da başladı ve tüm ülkeye yayıldı. İsyancı Türkmenler Amasya ve Sivas gibi önemli kentleri ele geçirdiler. Ayaklanma öylesine büyüktü ki, neredeyse bütün Türkmenler bu ayaklanmaya katılmışlardı. Hatta, bir ara Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev korkarak Konya dışında bir yere kaçtı. Ayaklanmayı bastırmak üzere gönderilen Selçuklu komutanı Amasya’ya girdi ve Baba İshak’ı yakalayıp kale burcuna astı. Ama isyanı bastıramadı. Aksine isyan daha da büyüdü. Sivas’tan gelen yeni isyancılar Amasya’ya gelip bu komutanı yakalayıp astılar. İsyancı Türkmenler durmaksızın Konya’ya ilerlediler. Ancak, İsyancılar Kırşehir’in Malya Ovası’nda yeni bir Selçuklu ordusu ile karşılaştılar. Çocuklar hariç, kadınlı erkekli bütün isyancı Türkmenler kılıçtan geçirildi ve böylelikle isyan bastırıldı. İsyan bastırıldı ama Anadolu Selçuklu Devleti’ni fena halde yıpratmış oldu.

Kösedağ Savaşı
Baba İshak ayaklanmasının Anadolu Selçuklu Devleti’ni iyice zayıflattığını gören Moğollar, “fırsat bu fırsat”deyip Anadolu’yu işgal etmeye karar verdiler. Moğol ordular Doğu Anadolu’ya girerek önce Erzurum’u işgal ettiler. Daha sonra, Selçuklu ordusu ve Moğol ordusu Sivas’ın doğusundaki Kösedağ’da karşı karşıya geldiler. II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in komutasındaki Selçuklu ordusu, sayıca fazla olmasına rağmen, yanlış savaş taktikleri yüzünden ağır bir yenilgi aldı.
Moğollar bu zaferden sonra Erzincan, Sivas ve Kayseri gibi kentleri ele geçirdiler ve yağmaladılar. Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev Moğollarla anlaşma yaptı ve her yıl onlara vergi vermeyi kabul etti. Böylece, Anadolu Selçuklu Devleti Moğollara bağlı bir devlet haline geldi.
Kösedağ Savaşı’ndan sonra Moğollar Anadolu’da tam bir baskı kurdular. Koydukları ağır vergiler halkı zor durumda bıraktı. Moğol baskısının yanı sıra, artan Bizans saldırıları, siyasal cinayetler, doğal afetler ve salgın hastalıklar devleti büsbütün sarstı. Anadolu Selçuklu Devleti birkaç kez iki ve üçe bölündü.


Anadolu Selçuklu Devleti’nin Dağılışı ve Yıkılışı

Moğolların baskısının iyice artması üzerine, Anadolu Selçukluları birkaç başarısız ayaklanma denemesine giriştiler. Hatta, bu ayaklanmalardan birinde Memlüklü Sultanı Baybars’tan yardım istediler. Ordusu ile Anadolu’ya gelen Baybars 1277 yılında Elbistan ovasında Moğolları darmadağın etti. Ancak, Sultan Baybars’ın ülkesine geri dönmesinden sonra, Moğolların intikamı acı oldu. Çok sayda insanı acımasızca öldürdüler. Bundan sonra Anadolu tamamen Moğol egemenliğine girdi. Anadolu’yu atadıkları valilerle yönettiler. 1308 yılında, son sultan II. Mesud’un ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldı.

12 Yorum

  1. öykü öykü 17 Kasım 2009

    hiçbirşey aradığım gibi değil….offff

  2. serap serap 7 Aralık 2009

    olmaz ben bunu istemiom

  3. sibel sibel 7 Aralık 2009

    offffffffffffff cok sıkıcı

  4. yasin yasin 9 Aralık 2009

    çok güzel

  5. müberra müberra 23 Mart 2010

    yeterli değil.

  6. ŞAKİR ARSLAN ŞAKİR ARSLAN 6 Aralık 2010

    TEK KELİMEYLE MÜKEMMELLLL

  7. Ramazan Ramazan 26 Aralık 2010

    Türkiye elçukluların sinop,antalyave alanya kentlerini alması bu devleti nasıl etkilemiştir.

  8. veli veli 26 Aralık 2010

    çok uzun,sıkıcı offfffffffffffffffffffffffffffff.

  9. Mısır Mısır Yazar | 26 Aralık 2010

    Selçukluların sinop, antalya ve alanya kentlerini ele geçirmeleri, denizcilik ile tanışmalarını sağlamıştır.

  10. zeynep zeynep 29 Aralık 2010

    çok güzel yazmışsınız her şey var teşekür ederim

  11. ışıl ışıl 27 Ocak 2012

    Alanya’yı alarak buraya liman yapan ve Venediklilerle ticareti geliştiren Türkiye Selçuklu Devleti hükümdarı kim ?

  12. kübracuk kübracuk 2 Mart 2012

    eksik bu ya.. bu siteye kaldıysam ygsde barajı bile aşamam bn .(

yasin için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir