Gorgoda Nedir? Kimdir?

Diksiyonda Diyafram

Diyafram Normal şartlar altında, insanlar neredeyse kusursuz denebilecek fiziksel özelliklerle doğarlar. Vücudumuzu oluşturan organlar eğer biz onları kötü kullanıp bozmazsak, hatasız birer biyolojik makine olarak uyum içinde çalışırlar. Soluk alıp-vermemizi […]

Diyafram

Diyafram ile nefes alma nefes verme
Diyafram ile nefes alma nefes verme

Normal şartlar altında, insanlar neredeyse kusursuz denebilecek fiziksel özelliklerle doğarlar. Vücudumuzu oluşturan organlar eğer biz onları kötü kullanıp bozmazsak, hatasız birer biyolojik makine olarak uyum içinde çalışırlar. Soluk alıp-vermemizi sağlayan solunum sistemimiz de bu kusursuz düzeneklerdendir. Dünyaya geldiğinde ciğerlerine ilk defa hava dolduran bir bebeğin çığlığını hatırlayın. “Diyafram Kası”nı yüksek kapasitede kullanabildiğinden, bu bebek insan kulağının dayanamayacağı şiddette ses çıkarabilir. Daha sonra yıllar ilerledikçe yanlış kullanmak ya da hiç kullanmamak nedeniyle zayıflayan diyafram kası, başlangıçtaki kusursuzluğundan uzaklaşarak özelliğini kaybeder, körleşir. Çünkü hemen hiç kimse doğuştan getirilen bu yeteneği kaybetmemek ve geliştirmek konusunda eğitilmez. Küçük yaşlardan itibaren şan dersleri almaya başlayan dolayısıyla da doğru soluk alma ve diyaframı kullanma becerilerini öğrenenler ise şanslı kesimi oluştururlar. Aslında bizim “doğru solunum”dan kastımız da, zaman içinde çeşitli nedenlerle kaybetmeye başladığımız ve ancak rastgele gelişip devam edebilen bu yeteneği (diyafram kasını kullanarak soluk alma yeteneğini) birtakım çalışmalarla yeniden kazanabilmektir.

Peki, diyafram nedir?

Diyafram, göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran kasa verilen addır. Bu özelliğinden ötürü “karın kası” olarak da adlandırılır. Kas-kiriş karışımı bir organ olan diyafram, göğüs kafesine bağlıdır. Solunumda önemli bir yeri vardır. Diyafram, soluk aldığımızda kasılır ve düzleşir, göğüs boşluğunun hacmi artar, iç basınç düşer ve akciğerlere hava dolar. Soluk verdiğimizde ise gevşer ve kubbeleşir. Göğüs boşluğunun hacmi azalır, iç basınç artar ve karbondioksit dışa verilir.

Diyafram gerçek anlamda kullanılabildiğinde, karın boşluğu mümkün olan en alt bölgeden genişletilerek, akciğerlerin normal şartlarda kullanılmayan bölgeleri de devreye sokulur ve akciğerlerin yukarıya doğru değil aşağıya doğru genişlemesi sağlanır. Diyaframı kullanarak soluk alma sırasında omurga kasları ile boyun kasları da diyaframa yardımcı olurlar. Böylelikle bir soluk almada 500-700 cc yerine 2500-3000 cc havayı içimize çekmiş oluruz ki, bu da akciğerlerin alabileceği en yüksek hava miktarıdır.

Soluk Alma Ve Soluk Verme

Solunum, soluk alma ve soluk verme olarak iki aşamada gerçekleşir. Bu aşamaların ana işlevi, yaşamı sürdürebilmek için gerekli havayı alıp, karbondioksiti dışarıya vermek, ikinci işlevi ise konuşmayı sağlamaktır. Gerek soluk alırken gerekse verirken önerilere dikkat edilir, belirtilen alıştırmalar bir program çerçevesinde aksatmadan uygulanırsa ses organları rahat çalışacak, konuşmaya ve sese olumlu katkılar sağlanmış olacaktır. Günlük yaşantı da dâhil, konuşma eyleminin gerçekleştiği her ortamda ideal olan, kusursuz bir diksiyona sahip olmaksa, soluğun gerekli biçimde alınıp verilmesi çok önemlidir. Özellikle konuşma sanatını “iş” edinenlerin solunum alışkanlıklarını doğru biçimde geliştirmeleri zorunludur.

Soluk Alma

Akciğerle havanın çekilmesi işlemidir. Soluk almak, sağlıklı insanlar için kolay bir iş gibi görülür. Reflekse dayalı bir eylem olduğundan nasıl soluk aldığımızı, soluk alırken yanlış hareket edip etmediğimizi düşünmeyiz bile. Soluk almadan hayatta kalamayacağımız gibi, doğru soluk almazsak önemli sağlık sorunları ile de (kalp krizi riski, astım, tansiyon bozukluğu, ani sancılar, hatta kanser) karşılaşabiliriz. Konunun bu aşamada bizi ilgilendiren yanı ise doğru soluk alma (ve verme) eyleminin konuşmaya olan etkisidir. Tekrar edelim: doğru solunum olmadan düzgün ve güzel konuşmayı başaramayız. Doğru soluk alabilmenin Dünya Sağlık Örgütü (World Healt Organization / WHO) standartları şöyledir:

Soluk alırken dikkat edilmesi gereken bazı kurallar ise şöyledir:

Doğal solunumda ağız hep kapalı tutulmalı ve mutlaka burundan soluk almaya çaba harcanmalıdır. Burundan soluk alındığında akciğerlere giren hava ısınıp temizlenir. Burun içindeki kıvrımlar ve küçük kıllar bu sırada bir süzgeç görevi yerine getirirler. Zaten, ağızdan soluk alanların çoğunda burun yollarında bir aksaklık var demektir. Bu gibi durumlarda küçük bir ameliyatla burundan soluk almayı zorlaştıran aksaklık giderilebilir. Her şeye rağmen, konuşurken bazen ağızdan soluk almayı gerektiren durumlarla da karşılaşabiliriz. Öyle bir an gelir ki, konuşmamızın hızı ya da kullandığımız sözcüklerin uzunluğu nedeniyle ağzımızı kapatıp burnumuzdan soluk alma fırsatını bulamayabiliriz. Böyle durumlarda soluk zorunlu olarak ağızdan alınır ama yine de gürültüsüz olmasına özen gösterilir. Unutmayın ki; doğru soluk alamayan insanlar karbondioksite daha duyarlıdır. Karbondioksit oranı fazla olan ortamlarda daha sık ve kısa nefes alıp verirler. Düzenli (doğru) solunum yapanlar ise bu tip ortamlarda, ayrıca heyecan, stres anında solunumlarını iyi kontrol ettiklerinden daha normal davranırlar. Bu, konuşmaya olumlu ya da olumsuz yansıyan önemli bir etkendir.

Sıradan bir kişi yani soluk alma konusunda eğitimsiz bir insan, üç farklı tipte soluk alma alışkanlığında olabilir:

Diyafram kasını kullanarak soluk alma, diyaframın alçalıp yükselmesi ile olur ki, çoğunlukla erkekler bu tip soluk almayı daha kolay başarır. Diyaframın göğüs kafesinin altında bulunan bir kas olduğunu artık biliyoruz. Bu kasın göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayırdığından da bahsetmiştik. Solunuma büyük yardımı olan diyafram kasını kullanabilmeyi öğrenmek, soluksuz kalma riskini en aza indirecektir. Diyafram devrede olduğunda burundan çekilen hava daha uzun yol alacağından hem ciğerlere depolanan hava miktarı artar hem de uzun soluklu konuşulabilir. Ancak diyaframdan nefes almak için bu kası fazla zorlamamak gerekir. Aksi halde aşırı kasılıp gevşemeden dolayı diyafram ve karın boşluğundaki diğer organlar zarar görebilir. Akciğerleri kullanarak soluk almada ise göğüs, köprücük kemikleri ve kaburgalar etkendir. Çoğunlukla kadınlar böyle soluk alırlar. Sadece akciğerlerin üst kısmını kullanarak yapılan solunum hiçbir zaman önerilmez. Bu yöntem karnı sıkıştırır. Burundan akciğerlere giren havanın kat ettiği mesafe kısa olduğundan çok çabuk yorulmaya ve soluk kesikliğine neden olur. Bunun sonucunda konuşmacıda şaşkınlık, bocalama, kekeleme gibi başarısızlıklar ortaya çıkar. Akciğerlerin orta kısmını kullanarak yapılan solunum, nispeten daha az yorucudur.

Solunumda kontrole sahip olamamak, soluk alırken göğüs kafesinin yukarıya doğru hareket etmesine ve istenmeyen bir hava sürtünmesi sesinin duyulmasına neden olur. Akciğerler alta doğru genişleme özelliğine sahip olduklarından, soluk tutma kapasitelerinin büyük bölümü de alt taraflarında bulunur. Dolayısıyla solunum sırasında göğüs kafesinin yukarı doğru hareket etmesinin ve akciğerlerin istenmeyen bir şekilde yukarıda genişlemesinin önüne geçmek gerekir. Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, soluk alırken hırıltılı bir ses çıkarmamak olmalıdır. Özellikle sigara kullananlarda sıkça görülen bu sakıncalı durumla karşılaşmamak için konuşmaya başlamadan önce, zorlamadan gırtlağı temizlemek yararlı olacaktır.

Kullanılmayan diyafram kası nedeniyle altta genişleyecek yer bulamayan akciğerler, genişlemek isteyen bronşların yer arayışı yüzünden zorunlu olarak yukarıya doğru hareketlenmektedir. Bu hareket akciğerlerin üst bölümlerini aktif tutarken, büyük bölümün bulunduğu alt tarafın tamamen pasif kalmasına yol açmaktadır. Böylelikle akciğerlerin üst bölümü temiz hava ile devamlı kullanılıp yenilenirken, alt taraf havasız kaldığından dolaşıma katılamamakta, kapasite kullanımı büyük ölçüde azalmaktadır. Doğru soluk alma konusunda en iyi örnek bebeklerdir. Dikkat ettiğimizde onların hep karın hareketleri ile soluk aldıklarını fark ederiz. Hâlbuki birçok insan göğüs kafesinin ve omuzlarının yukarıya doğru hareketi ile soluk alır.

Kısacası, akciğerleri tam kapasite ile çalıştırmak demek; diyafram kasının kullanılması ile karın bölgesindeki organları aşağıya çekerek, akciğerlerin de aşağıya doğru genişlemesini sağlayacak “yer açma” işlemini oluşturmak demektir. Şimdi bir de bu üç değişik solunum türünü hareketlerle deneyelim: Bir sandalyeye oturun. Üzerinizde rahat kıyafetler, mümkünse eşofman olsun.

Göbeğinizi ve göğsünüzü olabildiğince hareket ettirmeden soluk alıp vermeye çalışın. Sürekli korse ile dolaşanların bu solunum şeklini zorunlu olarak kullandığını aklınıza getirin. Şu anda akciğerlerinizin üst kısmı ile soluk alıyorsunuz. Köprücük kemiklerinizin hareket ettiğini hissedeceksiniz. Çünkü akciğerleriniz yukarıya doğru genişlemeye çalışıyor ve sadece üst bölümlerine hava dolduruyorlar. Yukarıda fazla yer olmadığından zaten yeterince hava biriktiremediğinizi fark edeceksiniz. (Kesinlikle Önerilmez)

Aynı pozisyonda iken elinizi göğsünüze koyun ve sadece göğsünüzü şişirerek soluk alıp vermeye çalışın. Artık sadece göğsünüz şişsin. Bu, soluk almada akciğerlerin orta kısmının kullanıldığı yöntemdir. Böyle soluk alıp-vermede akciğerler ileriye doğru genişleyerek hava ile dolar ama kaburgaların engellemesinden ötürü genişleme kapasiteleri yine sınırlı kalır. Diyafram solunumu ile oranladığımızda akciğerlerimize daha az hava almış oluruz. (Genelde Önerilmez)

Sandalyenin ucuna doğru, neredeyse düşecekmiş kadar kenarına oturun. Bacaklarınızı açın. Bacaklarınızın arasına doğru bütün vücudunuzla olabildiğince eğilin. Bu duruşunuzu koruyarak soluk almaya çalıştığınızda sadece diyaframınız devreye girecektir. Duruşunuzun özelliğinden ötürü göğsünüz yukarıya doğru genişleyecek yer bulamayacak ve genişleme sadece göbek hizasında olabilecektir. İstenilen solunum yöntemi de budur. Doğrulduğunuzda, bacaklarınızın arasına eğilmişken nasıl soluk aldığınızı hatırlayarak, otururken de öyle yapmaya çalışın. Duruş avantajınızı kaybettiğinizden ve göğüs kafesiniz üzerindeki baskı kalktığından dolayı bunu yapmanız ilk zamanlarda pek kolay olmayacaktır. Bu yüzden tekrar bacaklarınızın arasına eğilerek diyafram soluğunu nasıl aldığınızı hissedinceye kadar çalışmaya devam edin. Birkaç deneme diyaframınızın harekete geçmesi için yeterli olmayabilir. Unutmayın ki diyaframla soluk almayı becerebilme alışkanlığının yerleşmesi için uzunca bir süreye ihtiyacınız olacaktır. Kendinizi zorlamadan, bu hareketi her gün uygun aralıklarla tekrarlayın.

Diyaframı çalıştırmak için bir başka hareketi denemek üzere sırt üstü yere uzanın ve elinizi göbeğinizin üzerine koyun. Kendinizi rahat bırakın, derin soluk alıp-vermeye çalışın. Göbeğinizin inip kalktığını hissedeceksiniz. İşte bu da diyafram nefesidir. (Önerilir) Aslında pek farkında olmasak bile günlük yaşantımızda diyafram kasımızı zaman zaman hepimiz kullanırız. Önemli olan bunu bilinçli hale getirebilmektir.

Peki, gündelik yaşantımızda nasıl soluk alıyoruz?

Öğrenmek çok kolay… Dar bir pantolon giyin. Belinizi iyice sıksın. Derin soluk almaya çalışın. Göbeğinizi sıkıştırdığınız için artık diyaframınızı kullanamadığınızı, sadece akciğerlerinizin üst kısmından soluk alabildiğinizi göreceksiniz. Sizlere önereceğimiz teknikleri bir plan kapsamında titizlikle uygulamanız (Bk. Solunum alıştırmaları) akciğerlerinizin kapasitesini arttıracak, diyaframınızı kullanabilmenizi sağlayacaktır. En iyi ve en rahat solunumun ayakta dururken yapıldığını da unutmayın. Çünkü ayakta iken solunum organları üzerinde hiçbir baskı yoktur.

Soluk Verme

Solunumun, akciğerlere çekilen havanın boşaltılması aşamasıdır. Türkçe, soluk verme sırasında konuşulan bir dil olduğundan bu aşama da en az soluk alma kadar önemlidir.

Soluk verirken olabildiğince ekonomik davranmak ve akciğerlerde depolanan havayı birden tüketmemek gerekir. Ancak gündelik yaşamda hemen herkes, bu konunun üzerinde pek durmaz ve soluklarını boş yere harcadıklarından çabuk yorulurlar ve havasız kalırlar.

Soluk alırken konuşamayacağımız gibi, soluk vermenin sonunda da konuşmak yanlıştır. Aslında konuşma eylemi ile soluk verme eylemi aynı anda başlamalıdır. Akciğerlerdeki havayı belli oranda tüketmeden, önemli kısmını içeride tutarak söze başlanırsa, diksiyon ağırlaşır ve konuşan kişi de yorulur. Aksine hatalı bir yöntem de, soluğumuzun sonuna kadar konuşmaya çalışmaktır. Eğer böyle yaparsak, soluğumuzla birlikte sesimiz de gücünü kaybeder ve son sözümüz duyulamayacak kadar hafifler. Soluk verme, bir sözcüğün ya da tümcenin başında olduğu kadar sonunda da bol olmalıdır ki söylediklerimizin tamamı iyi anlaşılabilsin. Sözcük ve tümce sonlarının iyi söylenmesine, işitilebilir şiddette olmasına diksiyon çalışmalarının başından itibaren özel bir önem verilirse, konuşma açısından hatalı bir davranış olan “işitilememek” tehlikesinin önüne geçilmiş olur. Türkçede yüklem, sözcük sonlarında yer aldığından, eğer sözünüzün sonunda sesinizi duyuramazsanız yanlış anlaşılmalara, anlam bozukluklarına bile yol açabilirsiniz. Mesleğe yeni başlayan spikerlerin özellikle duygusal metinler seslendirirken ya da şiir okurken yaptıkları yanlışlardan birisi de budur.

Soluğunuzun biteceğini, soluksuz kalacağınızı düşünerek konuşmaya başlamayın. Konuşma sırasında pek çok soluk alma fırsatı bulunmaktadır. Bir metinde yer alan noktalama işaretlerine uymak veya vurgu duraklarına dikkat etmek bile soluk alma şansı yaratacaktır. Zaten konuşma sırasında ya da bir metin değerlendirirken öyle uzun süreli, rahatça durarak soluk alma boşlukları asla olmayacaktır. Aksi halde konuşmanız bitti, okumanız sona erdi hissi yaratırsınız. Bundan özellikle kaçının. Soluğunuzu, bir sonraki soluk alabilme yerinizi bilerek harcarsanız sorun çıkmayacaktır.

Soluk verme daima eşit, sarsıntısız ve gürültüsüz olmalıdır. Böyle yapmadığınız zaman ses kulağa hoş gelmez, adeta keçi sesi gibi titrek bir hal alır. Dengeli ama yeterince soluk veremediğimiz zaman soluğun sese dönüşümü zorlaşır. Ağzımızdan tonsuz ve cılız bir ses çıkar. Bu durum genellikle diyafram kullanılmadan, göğüs bölgesinden yapılan solunumda görülür.

Yazı etiketi: ,

Kategori: Nedir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Gorgoda © 2021