İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dünya’nın Oluşumu

Ayaklarımızın altında nasıl esrarengiz bir dünya gizli? Jules Vernes’in hayalinde canlandırdığı “Arz’ın Merkezine Seyahat” bize hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek bir şey gibi görünüyor. Oysa, bu erişilmez dünya hakkında, dolaylı incelemeler yoluyla edindiğimiz bilgiler küçümsenemez. Astronomi bilimi bir yığın bilgi ortaya çıkartıyor. Sismoloji depremler ya da yapay patlamalar sonucu meydana gelen titreşimlerin yayılma şeklini inceliyor. Jeokimya, radyoaktif elemanlar (uranyum vs…) sayesinde, gezegenimizin birkaç yüz milyon yıl önceki halinin resimlerini çizebiliyor. Radyoaktif elementler içlerinde gerçek bir saat bulundurur gibiler; radyoaktifliklerinin süresi bilinebildiği için bu maddelerin ve arasında bulundukları katmanların yaşları belirlenebilir. Petroloji, bu maddelerin ısı etkisiyle ve büyük bir basınç altında nasıl bir araya geldiklerini ve yüzeye doğru çıkarken nasıl Litosferdeki kayaları ve madenleri oluşturduklarını anlamamıza yardımcı olur.

Gezegenler oluştuklarında kendilerini kalbura çeviren, üzerlerinde kraterler ve büyük yuvarlak havuzlar oluşmasına neden olan yoğun bir göktaşı meteor bombardımanıyla karşı karşıya kalmışlardı. Ay, atmosferi olmadığı için bu bombardımanın izlerini korumuştu ama Dünya, o zamandan beri yoğun erozyonlara maruz kaldığından bu olayın izlerini koruyamamıştır.

Jeofizik ve jeoloji
Jeofizik ve jeoloji

Jeofizik ve Jeoloji
Jeofizik, fizik kurallarını uygulayarak Dünya’yı, onu oluşturan elemanları, sıvıları ve gazları inceler. Jeoloji, Dünya ve yaşamı değişik bilim dallarına dayanarak, özellikle gezegenimizin yüzeyindeki kısımları inceler. Gezegenimizin tarihini belirlemeye çalışır, bugün 3.5 milyar yıl geriye kadar gidebilmiştir. Bu; kayalar, fosiller incelenerek o çağı temsil eden resimler çizilerek gerçekleştirildi. Kaya tabakalarının tarihlendirilmesine 1669’da İsveçli fizikçi Nicolaus-Steno tarafından başlandı. Bozulmamış bir alanda, alt tabaka katmanlarının daha eski, yüzeydeki tabakaların daha yeni olduğunu gözlemledi.

ÖRTÜNÜN YÜZEYİNDE
Isıtılan sütün yüzeyinde oluşan kaymak tabakası gibi, üst tabakada örtünün yüzeyinde soğuyan ve okyanusların diplerinde sertleşen bir tabaka (zar) oluşmuştu. Bu okyanus kabuğu, yüzeydeki örtü, tabakadaki magma ile tekrar birleşip onun içinde erimeden önce parçalara ayrılıp, sert levhalar halinde yer değiştirir. Bir bakıma bizi taşıyan toprak, yeryüzünün örtüsünün kaynar sıvı kütlesinin üzerinde yüzmektedir.

YERKABUĞU
Jeologlar yeryüzüne en yakın kaya tabakalarını; erozyonlar sayesinde ortaya çıkan yeni tabakalar, okyanusların dibinde yapılan araştırmalar ve kazı çalışmaları sayesinde inceleyebilirler.

BAZI RAKAMLAR
Güneş’ten yaklaşık 150.000.000 km uzakta olan Dünya, Güneş’in etrafındaki turunu 365 gün 6 saat 9 dakika, 9.5 saniyede; saniyede 29.79 km saatte, 100.000 km’lik bir hızla tamamlar. Dünya kendi çevresindeki dönüşünü ise 23 saat 56 dakika 4 saniyede tamamlar. Dünya’nın ekvatorda çevresi 12.756 km’dir, ama kürenin şekli biraz basık olduğundan kutuplardan çevresi ölçüldüğünde yalnızca 12.713 km’dir. Arada 43 km’lik bir fark vardır. Ağırlığı kimsenin hayal edemeyeceği kadardır, ton olarak belirtilirse 6 sayısının ardına 21 tane sıfır eklemek gerekir.

DÜNYA BİR MEYVE GİBİ
Yerkabuğu’nun kıtaları oluşturan bölümü, litosferin kuarstan; feldspattan; alüminyum, demir, magnezyum ve kalker açısından zengin silikattan meydana gelen sert dış yüzeyidir. Biz onun bileşimini, infilak eden yanardağlar ve okyanusların dibinde uzanan dağların sayesinde öğrendik. 2.900 km derinde bulunan çekirdek; çok yoğundur, nikelle karışık demir ve kükürtten oluşur. Sıvı ve katı hali bir aradadır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

10 − 9 =