Laiklik

Türkçe’ye Fransızca’dan geçen “lâik” sözcüğü, Yunanca “Laikos”tan gelmektedir. Halk anlamına gelen “laos” adılından türetilmiş ve din adamı olmayanları belirtmek için kullanılmıştır. Aynı zamanda; dini olmayan şey, fikir, kurum analmına geliyordu. Eski çağlarda bu sözcük, “rahipler sınıfı”na mensup olmayan anlamında kullanılıyordu. Hristiyanlıkta da kilise adamlarına “Clerici”, bunların dışında kalan halk yığınlarına “laici” deniyordu. Zamanla bu sözcük, devlet ile din arsındaki ilşkileri anlatmak için kullanılmaya başlamıştır.

“Lâik” ve “Lâiklik” kavramları değişik ülkelerde, çeşitli dönemlerde birbirinden farklı anlamlarda kullanılmış ve farklı tanımlamaları yapılmıştır. Lâikliğin, üzerinde herkesin kolyca anlaştığı tek ve genel tarifinin yapılamayışının bazı nedenleri vardır. Lâiklik sadece felsefi, ideolojik bir kavram olmayıp, hayata geçirilen, uygulamaları olan bir ilkedir. Böyle olunca uygulandığı ülkenin dini, siyasi, sosyal şartları, lâiklik anlayışını etkilemektedir. Teokratik bir monarşiden cumhuriyete geçen bir ülkede lâiklik uygulaması ile, tek sorunu mezhepler karşısında devletin tarafsızlığını sağlamak olan köklü bir demokrasideki lâiklik uygulaması elbette birbirine benzemeyecektir. Bir islam ülkesinde lâikliğe geçişin gerektirdiği değişikliğin derecesi ve anlamı ile, Hristiyanlık, Budizm ya da Konfüçyanizm’in yaygın olduğu bir ülkedeki uygulaması, karşılaştırılamayacak kadar farklıdır.

Lâiklik kavramı, çağdaş toplum yaşamında “dinden bağımsızlığı” anlatmaktadır. Ancak lâiklik “dinsizlik ya da dinin insan yaşamından kaldırılması” demek değildir.

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde Lâiklik “Dinle ilgili olmayan işleri, dinsel görüşlerin dışında tutmak” diye tanımlanmaktadır. Lâiklik için genel bir tanımlama yapacak olursak; “Devlet düzeninin ve hukuk kurallarının din kurallarına göre değil, akıl ve bilime göre düzenlenmesi, inancın bireysel bir sorun haline getirilerek vicdan özgürlüğünün sağlanması” diyebiliriz. Bir başka ifade ile “lâikleşme” devlet ile din kurumlarının toplumdaki yerlerinde, yetkilerinde ve güçlerinde birincisi lehine, ikincisi aleyhine değişiklik olması demektir. Lâik devlette kişiler, din ve vicdan özgürlüğüne, ibadet özgürlüğüne sahiptirler. Lâik devlet, bireylerin bu özgürlüklerini sağlar ve korur. Bir din veya mezhep mensuplarının başka din veya mezhep mensuplarına karşı baskı ve zorbalığını önlemek lâik devletin görevidir. Lâik Devlette “Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlarını açılamaya zorlanamaz. Kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz.”

Lâik devlette, devletin siyasi yapısını, hükümet ve idarenin işleyişini, toplumun yaşayışını düzenleyen kanun ve kuralları, dini prensipler değil, akıl, mantık, ihtiyaç ve hayatın gerçekleri tayin eder. Siyasi veya bireysel çıkar veya nüfuz sağlamak amacıyla yahut devletin sosyal, iktisadi, siyasi, veya hukuki temel düzenini din kurallarına dayandırmak amacıyla dinin veya din duygularının yahut dince kutsal sayılan şeylerin kötüye kullanılması lâikliğe aykırıdır. Lâik devlette eğitim kurumları ve eğitimin içeriği, din kurallarına göre düzenlenemez. Hiç kimse, kendisinin (veya kanuni temsilcilerinin) isteği dışında, devletin resmi olarak benimsediği bir din veya mezhebi öğrenip o yolda eğitilmeye zorlanamaz.

Kaynak 2: Laiklik
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, devlet yönetimine dinsel ilkelerin karıştırılmaması. Lâisizm de denir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin vazgeçilmez bir unsuru olan lâiklik ilkesi, Atatürk’ün akla ve bilime verdiği değerin bir sonucu olarak doğmuştur. Lâiklik anlayışına göre din, yalnızca insanın vicdanıyla ilgilidir. Anayasamıza göre hiç kimse; ibadet yapmaya, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Lâiklik, devlet gücünün ve otoritesinin dine karşı kullanılması demek değildir. Tam tersine, dinin sömürülmesi ve kötüye kullanılması lâiklik ilkesiyle önlenir.

Her türlü gericiliğe, tutuculuğa ve yobazlığa karşı olan Atatürk, dinin bir politika aracı olarak kullanılmaması gerektiğini şu sözleriyle belirtmektedir:

“Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, medeniyet tarikatıdır.”

Atatürk’ün lâiklikle ilgili görüşleri gerçek Müslümanların dinini yaşamasını kolaylaştıran bir düşünce sistemidir. Atatürk 1930 yılında yaptığı bir konuşmada bu konuyu şu sözleriyle vurgulamıştır:

“Lâiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir.”