Nükleer Enerji

Atom çekirdeğinin parçalanması ya da iki küçük çekirdeğin birleştirilmesi sırasında açığa çıkan enerji. Nükleer santrallerin reaktör ünitelerinde, nükleer fisyon tepkimesi güvenli biçimde denetim altına alınmış olarak gerçekleştirilir. Bir nükleer elektrik santralinin reaktörü, uranyum gibi fisyona uygun maddelerden oluşan nükleer yakıtın, çekirdek bölünmesi sonucu açığa çıkan nükleer enerjisini, sürekli güvenli ve kontrollü biçimde ısı enerjisine dönüştüren bölümüdür. Ortaya çıkan bu enerji suyu kaynatmakta kullanılır ve termik santrallerde olduğu gibi, buhar türbini ve jeneratör yardımıyla elektrik üretilir. Nükleer enerjinin başlıca ham maddesi olan uranyumun iki izotopu vardır: Bulundurdukları proton ve nötronların toplam sayısını ifade eden uranyum 235 ve uranyum 238. Nükleer enerji üretiminde yakıt olarak uranyumun 235 numaralı izotopu kullanılır ve 1 kg uranyum 235,141 kg doğal uranyumdan elde edilir. 1 kg uranyumla üretilen elektrik, 16,6 ton taş kömürü ya da 11,1 ton (80 varil) petrolle üretilen elektriğe eşdeğerdir.

Günümüzde dünya elektrik üretiminin %17’si nükleer santrallerden karşılanır. 30 ülkede 438 nükleer güç reaktörü çalışır durumdadır.

Enerji tüketiminin sürekli artmasına karşılık, enerji üretim Kaynaklarının sınırlı olması, yeni bir enerji türünü gündeme getirir ki, bu da nükleer enerjidir.

Nükleer enerji, atom çekirdeklerinin yarattığı enerjidir. Bu enerji çok büyüktür. Atom çekirdekleri parçalandığında, serbest kalan enerjinin önemli bölümü ısıya dönüşür ve nükleer güç üreten bir fabrikada elektrik üretiminde kullanılır. Bir nükleer reaktörde, atom çekirdekleri yavaş ve iyi bir denetimle parçalanır ya da daha basit öğelere ayrılır (fizyon).Bir nükleer bombada bu süreç tümüyle farklıdır. Burada tüm enerji, saniyenin kesirleri gibi az bir sürede serbest duruma geçtiğinden, yalnız yok etme amaçlarıyla kullanılır. Tüm nükleer parçalanma süreçlerinin tehlikeli yönü, bu süreç sonucu radyoaktif ışınımların oluşması ve kullanılan yakıtın radyoaktif özellikte olmasıdır. Bu nedenle, nükleer güç üretilen fabrikalarda, artık maddelerin işlenmesi ve depolanmasında büyük güvenlik önlemlerine gerek vardır.

Bir nükleer reaktör, çift duvarla çevrilmiş çelik bir bölmeden oluşur Pratik olarak bu duvarlar, nükleer parçalanma sırasında ortaya çıkan tüm ışınımı emer.

Nükleer enerji kullanımına karşı çıkışların çoğu, ışınımdan doğabilecek etkilerin yarattığı korku sonucu başlamış olabilir. (Bu korku, insanoğlunun nükleer enerjiyle ilk kez, zarar vermeyi amaçlayan iki nükleer patlamayla (1945’te) karşılaşmasından kaynaklanmış olabilir. Korkunun büyüklüğünün başka bir nedeniyse, radyoaktif ışınımın etkilerini yeterince bilmek olabilir. Ayrıca, farklı ülkelerde “güvenlik dozu” denen ölçünün nasıl oluştuğu konusunda genellikle ayrı görüşler vardır. Bu durum, güvenlik dozuyla ilgili verilere güvenilirliği güçleştirmektedir. Gerçek parçalanmanın oluştuğu reaktörün içindeki radyoaktif ışınım miktarı çok fazladır. Çeşitli koruma sistemleri nedeniyle, nükleer reaktörün dışındaki ışınım, neredeyse ölçülemeyecek derecede düşüktür. Ancak, nükleer parçalanma süreci sırasında radyoaktif özellikte artık maddeler üretildiğinden, zaman zaman bunların nükleer fabrikadan atılması gerekir. Daha sonra bu maddeler çevreye yayılarak belli bir ışınım tehlikesi yaratır. Nükleer enerjiyi savunanlar, büyük çaplı nükleer güç üretiminde bile, bu ışınımın yer yüzündeki doğal ışınıma (yer kabuğunda kozmik ışınım ve radyoaktif elementlerin bulunması nedeniyle) eklenen oranının çok az olduğunu öne sürerler. Buna karşılık başkaları, miktarı ne olursa olsun radyoaktif etkinin zararlı olduğu, bu nedenle de hiçbir “güvenlik dozu”nun bulunmadığı görüşündedir Radyoaktif maddelerin tehlikesi, yarılanma sürelerine, yaydıkları ışınınım türü ve enerjisine bağlıdır. (Yarılanma süresi, zararlı etkiler için hesaplanan sürenin yarısıdır. Bu süreden sonra, zararlı etkiler büyük ölçüde azalır.)

Nükleer reaktörlerle termik santraller arasında karşılaştırma yapmak, konuyu daha iyi anlatmak bakımından gereklidir:

1) Termik santralleri çalıştırmak için, sürekli bir yakıt ikmâli gerekir. l Nükleer reaktörler ise, bir kez yakıt ikmâli yapılınca, uzunca süre yakıt ikmâli gerektirmez,
2) Termik santrallerin bacası vardır; nükleer santrallerde ise baca bulunmaz.
3) Termik santraller, çalıştırıldıkları sürece çevreye zarar verir. Nükleer santrallerden ise, geriye bir avuç aktivitesi çok büyük olan radyoaktif kül kalır. Bu küller yarı ömrünü tamamlayınca, zararlı etkileri azalır.
4) Termik santrallerdeki arızalar, küçük çaplı bir felâkete neden olabilir. Buna karşılık, nükleer santrallerdeki arızalar, Çernobil’de görüldüğü gibi, yüzlerce kilometrelik bir alanda felâkete neden olur. Bu nedenle, nükleer enerji üretim çalışmaları çok titiz denetimlerle sürdürülür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir