"Enter"a basıp içeriğe geçin

Satranç

İki kişi arasında, siyah beyaz, altmış dört kareli bir tahta üzerinde, değerleri ve adları değişik olan, beyaz ve siyah renkli, on altışar taşla oynanan bir oyun. Satranç oyununda amaç; rakip oyuncunun en önemli taşı olan “şah”ı ele geçirmektir. Satranca ilişkin ilk yazılı belgelere altıncı yüzyıla ait eski Hint kayıtlarında rastlanır.

İran tarihçilerinden Firdevsi’nin Şeyhname’sinde anlattığına göre, Hindistan’dan İran Şahı Hüsrev’e gönderilen armağanlar arasında satranca benzer bir oyun da vardır. Bazı efsanelerse, satrancı bir Brahman’ın bulduğunu ve Şah’a armağan ettiğini anlatır. Şah, buna karşılık Brahman’a her isteğini yerine getireceğini söyler. Brahman, Şah’tan 64 kareli satranç tahtasının ilk karesine bir, ikinci karesine iki, üçüncü karesine dört, yani her kareye bir öncekinin iki katı buğday koyarak tahtayı doldurmasını ister. Şah, Brahman’ın alçak gönüllülüğüne hayran kalarak isteğinin yerine getirilmesini emreder. Brahman’ın isteği yerine getirilmeye çalışılırken, ülkedeki buğdayların yetmeyeceği anlaşılır. Yapılan hesaplar sonunda, Brahman’ın Şah’ tan 18 446 744 373 709 551 616 tane buğday istediği ortaya çıkar. Bu kadar buğdayı yetiştirmek için, dünyanın 64 misli büyüklüğünde bir kara parçasına gereksinim olduğu görülünce, Şah Brahman’ı tebrik eder ve karşısında ne denli güçsüz olduğunu anlar.

Satrancın daha sonra İran’a, onlardan Araplar ve Endülüs yoluyla İspanya üzerinden Avrupa’ya yayıldığı sanılmaktadır. İspanyol Lucena’nın ilk basılı satranç kitabında (1497) satrancın o zamanki yeni kuralları açıklanmıştı. Satranç, Avrupa’da oynanmaya başlandıktan sonra kurallarında önemli değişiklikler oldu. Bu değişikliklerle hızlanan oyun, bir aristokrat eğlencesi olmaktan çıktı, geniş halk kitleleri tarafından sevilip oynanan bir oyun hâlini aldı. 19. yüzyılda sanat ve bilimdeki köklü değişimler, satranç düşünüş biçiminde de önemli değişikliklere yol açtı. Steinitz’le başlayan küçük avantajları galibiyete çevirme, çağdaşları tarafından derin ve sistematik bir araştırmaya dönüştürüldü.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar aralıklarla devam eden bu sistematik satranç çalışmaları, Botvinnik’in sistemli, bilimsel ve analitik yaklaşımıyla belli bir düzene oturdu. Rus satranççıları da Botvinnik’in yaklaşımını izleyince ortaya bugün de geçerliliğini sürdüren Rus ekolü çıktı. Günümüzde satranç bilgisayar programlarının da yardımıyla gelişimini hızlı bir biçimde sürdürüyor.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixteen − five =

Başvuru Kaynakları