"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tunç

TunçBronz olarak da adlandırdığımız tunç, bir bakır ve kalay alaşımıdır. Koyu, altına çalan kahverengi renklidir. Tunç alaşımlarının çoğu, yaklaşık dokuz birim bakıra bir birim kalay katılarak elde edilir. Alaşımın kendisi hem bakırdan, hem de kalaydan daha serttir. Ama eğer kalay oranı yüzde 10’un üzerine çıkarsa, metal kırılgan (gevrek) bir yapı kazanır. Karışım her zaman aynı olmaz; bazen özel bir tunç türü elde etmek için alaşıma bazı başka elementler de katılır. Madeni paraların çoğu tunçtan yapılır; bunlar genellikle bakıra yüzde 2,5 oranında çinko ve yüzde 0,5 oranında kalay katılarak hazırlanır. Heykel yapımında kullanılan tunçta, bakır oranı yüzde 80 ile 90 arasında değişebilir. Çan metali olarak anılan alaşımın yaklaşık yüzde 77’si bakır, yüzde 23’ü kalaydır. Bu oranlar tunca zengin bir ses tınısı kazandırır. Yüzde 88 oranında bakır, yüzde 10 oranında kalay ve yüzde 2 oranında çinko karıştırılarak yapılan tunçlar ise gemilerdeki makine parçalarında ve bezemelerde kullanılır. Bu karışımdaki tunç deniz suyundan etkilenmez.

Tuncun İlk Kullanımı

Tunç bilinen en eski metallerden biridir. Müzelerde, İÖ 3000’lerden kalma bazı vazo ve heykellere rastlanabilir. Tunç, bulunduktan sonra 1.000 yıl kadar bir süreyle bilinen tek sert metal olarak kaldı. İnsan uygarlığının bu metalin çok yaygın olarak kullanıldığı dönemine Tunç Çağı adı verilmiştir. Tunç Çağı’nın insanları alaşımı döverek çanak ve fincan gibi çukur kaplar yaptılar. Erittikleri alaşımı dökerek biçimlendirmek için kalıplar kullandılar ve bu yöntemle yemek pişirme kaplan, kapılar ve savaş arabaları yaptılar. Kılıç, balta ve ok ucu yapımında da tunç kullanıldı. Hıristiyanlık öncesinde en iyi tunç işlerini yapanlar Yunanlılar, Etrüskler ve Romalılar’dı. Bu insanlar, tunçtan yaptıkları silah ve yemek pişirme kaplarını dövme desenler ve kakma işlemelerle bezediler. Tunç güzel görünümü nedeniyle, demir keşfedildikten sonra da kullanıldı. Tunç ayrıca paslanmıyordu, dökümü ve işlenmesi de kolaydı. Rönesans döneminin en ünlü tunç ustası İtalyan Lorenzo Ghiberti idi. Floransa Vaftizhesi’ndeki tunç kapılar onun tarafından yapılmıştı. Michelangelo bunları çok güzel bulmuş ve “cennetin kapılan” olmaya layık olduklarını söylemişti. Tunçtan yapılan heykeller ve bezemeler açık havada kaldıklarında (eğer iklim çok nemli değilse) daha da güzelleşir. Tunç uzun süre nemli koşullarda kalırsa, yüzeyini metal bileşiklerinden oluşan bir kabuk kaplar. Nemli havanın etkisinde kalmış eski tunç yapıtlar özel bir yöntemle temizlenerek eski görünümlerine kavuşturulur; bu işlem özellikle müzelerdeki eski tunç yapıtlara uygulanır. Bu yöntemde, tunçtan yapılan eşya birkaç ay süreyle kimyasal maddelerden oluşan bir banyoda tutulur ve bu banyodan zayıf bir elektrik akımı geçirilir. Bu işlem tuncun yüzeyini kaplayan kabuğu yok eder. Aşınmaya karşı da dirençli olan tunç, bu özelliği nedeniyle bazı ticari maddelerin yapımında kullanılır. Çan, kapı, dişli çark, makine yatakları, pompa ve çeşitli metal eşyalar tuncun en önemli kullanım alanlarıdır. Tunç kolayca işlenerek tel, boru, çubuk, preslenmiş metal eşya, çark, tel kafes, makine parçası, yay ve elektrik donanımı yapımında da kullanılabilir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başvuru Kaynakları

Pin It on Pinterest