"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yapısalcılık

Kültürel antropolojide, Fransız antropolog Claude Levi-Strauss’un geliştirdiği düşünce akımı. Terim daha geniş anlamda, 20. yüzyılda ortaya çıkan çeşitli kuramsal yaklaşımları belirtir. Bunlar olay, kurum ya da düşüncelerin tarihsel gelişiminden çok, belli bir zaman dilimi içindeki yapılarını ve bu yapıları oluşturan ögelerin karşılıklı ilişkilerini ele alır.

Levi-Strauss kültürü bir sistem olarak ele alır ve ögeleri arasındaki yapısal ilişkileri göz önünde tutarak çözümler. Ona göre, kültür sistemlerindeki evrensel kalıplar insan zihninin değişmeyen yapısının ürünüdür: Akrabalık ilişkileri; sanat, din, mitler, törenler ve yemek pişirme gelenekleri üzerine kapsamlı çözümlemelerinde de bu tür yapıları saptamasına karşın, Levi-Strauss için yapı terimi öncelikle zihinsel yapı anlamını taşır.

Levi-Strauss’un kuramının genel çerçevesi, kurucu ilkelerini İsviçreli dil bilimci Ferdinand de Saussure’ün ortaya attığı yapısal dil bilime dayanır. Levi-Strauss, yapısal dil bilimi geliştiren Prag Okulunun kurucularından N.S. Trubetskoy’un düşüncelerinden yola çıkarak bilinç dışı alt yapı kavramı üzerinde durmuş ve terimleri kendi başlarına birer birim olarak ele almaktansa, aralarındaki ilişkileri vurgulayan bir yaklaşım geliştirmiştir. Gene Prag Okulunun kurucularından Roman Jakobson’un konuşma seslerindeki ayırıcı özellikleri karşıtlıklar hâlinde gruplandıran çalışmalarını temel alarak, insan zihninin nesneleri ikili karşıtlıklar olarak algılaması nedeniyle ortaya bilinç dışı bir üst yapı çıktığı görüşünü benimsemiştir. Levi-Strauss’un sisteminde, insan zihni pek çok doğal malzemeyi barındıran bir depoya benzer. Zihin bu depodan seçtiği ikili ögelerle farklı yapılar oluşturur; ikili karşıtlıklar da tek tek ögelere ayrılarak yeni karşıtlıklara temel sağlar. Levi-Strauss’a göre toplumsal yaşamın bütün biçimleri, zihinsel etkinlikleri düzenleyen genel yasaların işleyişini temsil eder. Gene bu kurama göre bütün kültürlerin temelinde yapısal benzerlikler vardır ve kültür birimleri arasındaki ilişkilerin çözümlenmesi insan düşüncesinin evrensel ilkelerine ışık tutabilir. Bu kurama yönelik eleştiriler daha çok, kuramın sınanamayacağı ya da kanıtlanamayacağı ve tarihsel süreçleri göz ardı ettiği gibi noktalar üzerinde toplanır.

Yapısalcılık daha çok antropoloji ve dil bilimi alanlarında etkili olmakla birlikte, psikoloji, psikanaliz, edebiyat eleştirisi, tarih felsefesi ve gösterge bilim gibi çok çeşitli alanlarda da uygulandı. Özellikle Roland Barthes’ın yapıtlarında, “yazar” kavramını eleştiri gündemine almasıyla geleneksel edebiyat eleştirisinden ayrılan bir metin çözümleme anlayışı ortaya çıktı. Yapısalcılık bunun dışında A.J. Greimas gibi gösterge bilimcilerin, yapısal dil bilimin ilkelerini psikanalize uygulayan Jacques Lacan’ın; hümanizm ve tarihselciliğe yönelttiği eleştirilerle Marksizm içinde yapısalcı bir çizgiyi temsil eden Louis Althusser’in ve daha çok yapısalcılık sonrası Fransız düşüncesi içinde değerlendirilen Michel Foucault ve Jacques Derrida gibi düşünürlerin de çıkış noktasını oluşturdu.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five × five =

Başvuru Kaynakları