"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yaratıcı Düşünce

Düşünmek; İnsan doğasının en temel öğesi olarak kabul ettiğimiz bir olgu. Peki gerçekten böyle mi? Düşünmek ile neyi kasdediyoruz? Aynı fikirlerin sürekli gelip gitmesi gerçek bir düşünce eylemi midir? “Aklıma bir fikir geldi” dediğimizde bu fikir nereden gelmektedir? Nerede durmakta ve Nereye gitmektedir? Yaratıcı ve yeni düşünceler nasıl meydana gelir? İş yaşamında bunu nasıl kullanabiliriz? Bu yazıda kısaca bu soruların cevaplarını arayacağız.

Koşullanmış kalıplarla yaşayan insanın düşünce yapısınında sınırlı olduğunu, öğrendiği bilgilerin onu ileri götürmek yerine hayatının çerçevesini dar bir şekilde çizdiğini de farkedebiliriz. Bu nedenle genelde verilen eğitimlerin kişilerin sadece zihinsel yapısını geliştirmeye yöneldiğini ama zihnin doğası gereği bu çabanında istenilen sonucu doğurmadığını görebiliriz. Zihin mevcut bilgiyi işlemekte hünerli olmakla beraber “Yeni” bir şey üretmekte başarılı değildir, zihne daha fazla bilgi vererek bu gerçekleştirilemez.

İş yaşamında, yönetim kademesine verilen eğitimleri incelediğimizde, zihni daha keskinleştirmek ve donatmakla ilgili bilgiler fazlalaşmış olsada, bunun verimliliği ne kadar arttırdığı tartışılır. Bu çelişkinin temel nedenlerinden birisi “Yaratıcı Düşünce” sürecinin nasıl işlediğinin farkında olmamaktır.

Yaratıcı düşüncenin oluşabilmesi, zihinde sürekli mevcut olan otomatik düşünce kalıplarının ortadan kalkmasıyla mümkündür. “Yeni ve taze” fikirler ancak zihnin sessizliğinde ortaya çıkarlar. Çocukluğumuzdan iş yaşamımıza kadar uzanan yolculukta aldığımız eğitimlere baktığımızda ise zihni sessizleştirmek bir yana zihindeki gürültüyü nasıl arttırabileceğimiz öğretilmiştir. Bu gürültüye ise düşünce adını vermek bizi sınırlayan başlıca etkendir.

Basit sorularla konuya devam edersek; “Aklınıza gelen düşünceleri istediğiniz zaman durdurabilir misiniz?” “Düşünceleri aklınıza siz mi çağırıyorsunuz yoksa onlar çoğunlukla kendileri mi geliyorlar?”
Bu sorulara verilecek cevaplar “Yaratıcı Düşünce” sürecinde hangi aşamada bulunduğumuzu da bize gösterecektir.

Zihin, otomatik düşünce kalıplarını “geçmiş” ve “gelecek” algısıyla devam ettirir. Oysa taze fikirler ne geçmiş nede gelecek algısında var olamazlar. Yeni fikirler sadece içinde bulunduğumuz “An” da mevcut olabilirler. Biz “şimdiki an’da” bulunuyormuş gibi gözüksekte fikirlerimiz hep ya geçmişe yada geleceğe aittir.

Bizi “An” da tutabilecek araçların en büyüğü “Nefes” imizdir. Nefesimize dikkatimizi verdiğimizde zihnimiz sessizleşmeye başlar çünkü biz ancak “Şimdiki” anda Nefes alıp veriyoruzdur. Nefes bizi “Şimdide” tutar. Bir süre bütün dikkatimizi nefes alış verişimize yönelttiğimizde zihnimizin dahada derinlemesine sakinleştiğini hissederiz. Bunu duyumsadığımız anda içimizde bir rahatlık ve tazelik duygusu da ortaya çıkar. Böyle bir sessizlik ve gevşeme durumunun ardından bilincimizi düşünceye yönelttiğimizde, zihnimizde oluşacak yeni fikirlere hayret edebiliriz.

Özellikle yönetim kademesinde bulunan kişilerin zihni sessizleştirmeyi öğrenmeleri gerekir. Bunun gerçekleşmesi, işle ilgili radikal kararlarda, ürünü geliştirme aşamalarında, yeni bir girişimde, yönetim stratejilerinde, doğru karar almada, markalaşmada vb. kritik noktalarda işlerini en olumlu duruma doğru yönelten fikirleri üretmelerini sağlayacaktır ve bu sessizliğin kucağından doğan fikirler kendi içlerinde hiçbir çelişki taşımadıkları için genelde hissedilen gerginlik hali de oluşmayacaktır.Zihnin sessizliği “Yaratıcı Düşünce” nin temelidir. Yaratıcı Düşünce ise “Gelişimin” anahtarıdır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 + eleven =

Başvuru Kaynakları