"Enter"a basıp içeriğe geçin

Zırh

Zırh
Zırh

Kişileri, motorlu araçları ya da gemileri korumak için kullanılan koruyucu giysi, levha ya da kaplamadır. Barut bulunmadan önce savaşların çoğunda askerler göğüs göğse çarpışırdı. Bu dönemde savaşçıyı düşmanının silahından korumak için zırh, miğfer, kalkan gibi Çeşitli araçlardan yararlanılırdı.

İlk zırh, sert hayvan derisinden yapıldı. Daha sonra, aralan kumaş ve deri ile desteklenen, kemik ya da metal gibi daha sert maddelerden yapılma halkalar ya da parçalar kullanılarak daha sağlam zırhlar üretildi. Tunç ve demirin bulunmasından sonra zırhlar daha da aynntılandı. İÖ yaklaşık 1200’deki Truva Savaşı’nda, Yunanlılar tunçtan miğfer, göğüs zırhı ve tozluk giyiyorlardı. Yaklaşık 1.000 yıl sonra Romalılar, daha sağlam olduğu için miğferlerini demirden yaptılar. Yunanlılar ve Romalılar zırhlarının içinde kolaylıkla hareket edilebiliyorlardı. Zırhı oluşturan parçalar vücuda hareket olanağı sağlayacak biçimde tasarlanmıştı. Eski zamanlarda savaşçılar ek korunma için kalkan da taşırlardı. Yunanlılar’ın kalkanları yuvarlak, Romalılar’ınki ise uzun ve vücudun önüyle yan taraflarını koruyacak biçimde eğimliydi.

Deri zırhlar ile pamuk ya da bez parçalarıyla beslenmiş kumaş zırhlar oldukça dayanıklıydı, ama en sağlam zırh metal olanıydı. Hem sağlam, hem de savaşçının serbestçe hareket etmesine olanak veren hafif ve esnek zırh yapımı büyük bir beceri istiyordu.

Örme Zırhlar
Avrupa ve Asya’daki metal işçileri gittikçe daha ustalaştılar. 11. yüzyıla gelindiğinde demir tellerden örülmüş zırhlar giyilmeye başlandı. Bu zırh, üst üste getirilerek birbirine geçirilmiş ya da örülmüş küçük demir halkalardan oluşuyordu. Zırh yapımcıları halkalar arasındaki boşlukları kaynak yaparak ya da perçinleyerek kapatırlardı. Savaşçıların bazıları uzun zırh giysiler, bazıları ise yalnızca zırh ceket giyerdi. Uzun zırhlar, savaşçının kollarını dirsek altına ya da bileklere kadar örten ve boynundan diz altına kadar ulaşan uzun bir gömleği andırırdı. Zırha bürünmüş savaşçı, ellerine de zincirden örme tek parmaklı eldiven geçirir, başını ve boynunu korumak için de omuzlarına kadar sarkan bir başlık giyerdi. Bu tür bir zırh, bohça gibi sarılarak eyere bağlanabilirdi. Düşman yaklaştığında, genellikle içi pamukla beslenmiş tunik ya da kollu bir giysi üzerine giyilebilirdi. Normanİar, Araplar ve Hintliler bu tür zırhları kullanırlardı.

Zırh ceketi bir kamanın ucunu saptırabilir, kılıç ya da kargı darbesini savuşturabilirdi; ama savaş baltasına karşı pek kullanışlı değildi. Ağır bir balta darbesi zırhı delip geçebiliyordu.

Levha Zırhlar
Zırh yapırncıları silahlara karşı korunmayı sağlamak için çelik levhalar yapmaya başladılar. Vücudun en duyarlı bölümleri bu levhalarla, öteki bölümler ise örme zırhla örtüldü. 1400’e gelindiğinde atlı savaşçılar ya da şövalyeler, bütün vücutlarını örten, üst üste bindirilmiş metal levhalardan oluşan zırhlar giyiyorlardı.

Başın ve yüzün korunmasına özel bir önem verilirdi. Bazen, istendiğinde kaldırılabilen siperli bir miğfer giyilirdi. Yüzü de örten tek parça miğfer giyenler ise su içmek ya da konuşmak istediklerinde miğferlerini tümüyle çıkarmak zorundaydı. Kapalı miğferlerde görmeyi ve soluk almayı sağlayan ince uzun delikler bulunurdu. Bu biçimde giyinen bir şövalye, bir arkadaşıyla mı yoksa düşmanıyla mı savaştığını anlayamazdı. Bu nedenle, başka şövalyelerin kendisini tanıması için miğferine bir amblem ya da işaret takardı. Bazen şövalyenin mızrağında bir sancak taşıdığı da olurdu. Armacılık işte böyle başladı.

Zırh yapımcıları, metal zırh yapacakları şövalyenin ölçüsünü büyük bir dikkatle almak zorundaydı. Zırhtan giysi ağırdı. Örme bir zırh yaklaşık 23 kilogramdı. Levha zırhın ağırlığı ise 27 kilograma ulaşabiliyordu. Şövalye olmak isteyenler, 14 yaşında iken bütün zırhını kuşanmış olarak bir atın üzerine sıçramayı öğrenmek zorundaydı. Şövalyeler zırhlarını kuşanmak için çoğunlukla yardıma gereksinim duyarlardı.
Yalnız varlıklı savaşçılar bütünüyle metal levhalardan yapılma bir zırh giysi edinebilirdi. Yoksul savaşçılar ise pamukla beslenmiş bir giysi ve metal bir miğferle yetinmek zorundaydı. Savaşın kaderi çoğunlukla önderin tek bir çarpışmada düşman önderi yenip yenemeyeceğine bağlı olduğundan, önderlerin çok iyi korunması gerekliydi. Atlar da korunmak zorundaydı; ortaçağın sonlarında atlara da zırh giydirildi. At zırhları çoğunlukla, özel olarak biçimlendirilmiş metal parçalarıyla birleştirilen kapitone kumaştan yapılırdı. Hindistan’da savaşta kullanılan fillere de zırh giy dirilirdi.

Zırh Modellerinin Değişmesi
15. ve 16. yüzyıllarda yapımcılar, tıpkı bir terzinin elinden çıkmışçasına gösterişli zırhlar yapmaya başladılar. Yaptıkları zırhlardan bazıları çok güzeldi. Ama modaya uyma çabalarıyla öylesine çok süslemeler eklediler ki, zırhlar savaşta işe yaramaz oldu.

Avrupa, Afrika, Arabistan, Hindistan, Çin ve Japonya’da değişik zırhlar giyilirdi. Bazı zırhlar deri üzerine tutturulan metal pullar ya da levhalardan oluşurdu. Bazıları metal levhalar birbirine eklenerek yapılır, büyük ve ağır levha zırhlar genellikle perçin çivileriyle tutturulurdu. Kuzey Amerika Yerlileri tahta zırhlar kuşanırdı. Pasifik Adalan’ndaki Poli-nezyahlar ise hasır, kemik ve hindistancevizi liflerinden yapılmış zırhlar giyerlerdi.

17. yüzyılda artık ateşli silahlar bulunmuştu ve hiçbir zırh silahtan çıkan bir kurşuna karşı koruma sağlayamıyordu. Bu nedenle, bütün vücudu örten zırh giysiler yalnızca turnuvalarda giyilir oldu. Şövalyelik çağı kapanmıştı. Artık düşmanları şövalyeye zırhını kuşanması ve atına binmesi için zaman tanımıyordu. Tersine, aniden arkadan saldırıya uğrayabilirdi. Bundanböyle şövalye, zırhının korumasına güvenerek at sırtında savaşa gidemezdi. Böylece vücudu tümüyle örten zırhlar hızla bir kenara atıldı.

17. yüzyılda at sırtındaki bir asker de, kargılı yaya askerler gibi, miğfer, göğüs zırhı, sırt zırhı ve uyluklarını koruyucu bazı giysiler giyiyordu. Subayların zırhları da emirlerindeki askerlerden çok az farklıydı. Zırhı tümüyle ilk terk edenler tüfek taşıyan askerler oldu; çünkü taşımaları gereken eşyalar yeterince ağırdı. Sonunda askerlerin hemen tümü tüfek kullanmaya başladı. 18. yüzyıla gelindiğinde artık çok az sayıda asker miğfer giyiyordu. Gene de, 18. ve 19. yüzyıllarda bazı ağır süvariler zırh giydiler.
Bugün zırhlar yalnızca törenlerde giyilir. 19. yüzyılda Almanya piyade miğferlerini yeniden kullanmaya başladı. I. Dünya Sava-şı’nda öbür uluslar da onu izledi. Askerlerin başlarını korumak için metal miğferler gerekliydi ve I. Dünya Savaşı’ndan bu yana orduların çoğunda kullanıldı.

Modern savaş birliklerinde gerektiğinde koruyucu yelek ve ceketler giyilmektedir. Polisler ve yaşamları tehdit edilebilecek kişiler de bazen kurşun geçirmez yelek kullanırlar. Son zamanlarda, giyilmesi daha kolay olan, çelik kadar dayanıklı camyünü ve sentetik malzemeler bulunmuştur.

Zırhlı Gemiler Ve Araçlar
İnsanlar ancak 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde gemileri zırhla korumanın gerekliliği üzerinde düşünmek zorunda kaldılar. Eski ahşap savaş gemilerinin top gülleleriyle batırılması kolay olmuyordu. Ne var ki, bu tekneler patlayan mermilere karşı aynı biçimde dayanıklı değildi. Bu mermilere karşı korunmak için demir levhalar kullanılmaya başlandı. İlk buharlı ağır zırhlıların ortaya çıkması deniz savaşlarını da değiştirdi.

Zırhlı gemiler yapılınca, silah yapımcıları ile zırh üreticileri arasında üstünlük yarışı başladı. Bir ülke var olan silahlarla batırılamayan bir gemi yaptığında, başka bir ülke de yüzen herhangi bir gemiyi batırabilecek daha güçlü bir silah bulmaya çalıştı.

İlk etkin zırhlı levha dövme demirden yapıldı. Daha sonra onun arkasına bir çelik levha yerleştirildi. Zırhı delebilen mermilerin ve güdümlü füzelerin icadına kadar bunlar etkili oldu. 20. yüzyılda zırhlar, çelik ile başka metallerin karıştırılıp levha olarak haddelen-mesiyle yapıldı. Her iki Dünya savaşında da savaş gemileri sertleştirilmiş çelikten yapılma kalın zırhlarla kaplandı. Modern gemilerde ise II. Dünya Savaşı’ndakilere göre daha ince zırhlar kullanılmaktadır. Karada da tanklar top ateşine ve füzelere karşı son derece gelişkin bir zırhla korunmaktadır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başvuru Kaynakları

Pin It on Pinterest