Risalet Öncesi Hicaz

  • Nedir?
Risalet Öncesi Hicaz
Risalet Öncesi Hicaz

Hicaz, İslam tarihi açısından Arap Yarımadası’nın en önemli bölgesidir. Sosyal yapısı ve coğrafi şartları nedeniyle bu bölgede herhangi bir devlet kurulmamış, halkı kabile sistemine dayalı bir hayat sürmüştür. Mekke, Medine ve Taif şehirlerini içine alan bu bölge, Şam ile Yemen’i birbirine bağlayan ticaret yolunun üzerinde bulunması sebebiyle son derece önemli bir konuma sahiptir.

Mekke
Müslümanların kutsal şehri olan Mekke, tarım yapma imkânı olmayan, Kur’an’ın ifadesiyle ekin bitmeyen bir vadidir.25 Çöl sıcaklarının hâkim olduğu Mekkeʼde ağaç yok denecek kadar azdır. Bu nedenle ani yağışlar zaman zaman sel baskınları meydana getirmektedir. Dolayısıyla bu şehrin ekonomik hayatı ticarete dayalı olmuştur. Mekke’nin kuruluşu, Hz. İbrahim’in, eşi Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail’i buraya getirmesi ve ardından zemzem suyunun çıkmasıyla başlar. Rabbʼinin emriyle tevhid mücadelesi için yeni bir cephe açan Hz. İbrahim, eşi ve oğlunu burada bırakıp Filistin’e geri dönmüştür. Hz. İsmail ve annesine hayat veren su nedeniyle önce Amâlikalılar ardından da Cürhümîlerin buraya yerleşmesiyle Mekke’de şehirleşme başlamıştır. Allah’ın(c.c.) emriyle Mekke’ye gelen Hz. İbrahim, Hz. İsmail ile Kâbe’yi yeniden inşa etmiştir. Kâbe ve çevresi harem kabul edildiği için burada canlıların öldürülmesi ve bitkilere zarar verilmesi yasaklanmıştır. Peygamberlikle görevlendirilen Hz. İsmail, babasının vefatından sonra Kâbe hizmetini yıllarca sürdürmüş ve hac ibadetinin kurallarını Hicaz halkına öğretmiştir.

Mekke yönetimini elinde bulunduran Cürhümîlerin hâkimiyetini ortadan kaldıran Huzâalıların halka zulmetmesi üzerine Mekke’nin idaresi Peygamberimizin(s.a.v.) atalarından Kusay b. Kilab liderliğinde Kureyş kabilesine geçmiştir. Kusay ilk iş olarak Kâbe’yi merkeze alıp etrafını mahallelere ayırarak kabilesini buralara yerleştirmiştir. Halkın önemli işlerini görüşmek üzere Dârünnedve adı verilen bir yönetim merkezini kurmuş, zamanla idari, sosyal ve askerî kararlar burada alınmıştır. Şehre en büyük hizmeti yapanlardan bir diğeri de Peygamberimizin(s.a.v.) dedelerinden olan Hâşim’dir. O, devlet başkanlarıyla anlaşarak dinî ve coğrafi bakımdan elverişli olan bu bölgede uluslararası ticaretin artmasını sağlamıştır. Böylece halkın en önemli gelir kaynağı ticaret olmuştur. Kureyş halkı; Yemen, Şam ve Habeşistan’a yaz ve kış kervanlar göndererek büyük kârlar elde etmiştir.

Hz. İbrahim’in getirdiği tevhid inancına sahip Mekkeliler zamanla putperestliği benimseyerek Kâbe ve çevresini putlarla doldurmuşlardı. Hayatları putların çevresinde dönen Mekkelilerin kurbanlar kesip önemli işlerini danıştıkları Hübel, İsaf ve Naile adında üç büyük putları vardı. Mekke’de ayrıca sayıları az da olsa Hıristiyanlar ve hanifler de mevcuttu. Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke’deki (Kâbe)dir.”29 ayetiyle yeryüzünün ilk mabedinin Kâbe olduğu belirtilmektedir. Kâbe’nin Mekke’de bulunmasından dolayı şehir Araplar arasında mukaddes sayılmıştır. Arap tarihinde önemli bir yeri olan Fil Olayı da Yemen Valisi Ebrehe’nin Kâbe’ye olan ilgiyi San’a şehrinde yaptırdığı görkemli kiliseye çekmek istemesinden kaynaklanmıştı. Beklediği ilgi gerçekleşmeyince Ebrehe, Kâbe’yi yıkarak Mekke’nin dinî bir merkez olma özelliğini ortadan kaldırmayı ve Mekkelilerin ticari faaliyetlerine son vermeyi planlamıştı. Önünde büyük bir fil bulunan ordusuyla Mekke’ye kadar gelmiş, fakat Kâbe’ye yaklaşmaya muvaffak olamamıştı. Allah(c.c.) tarafından gönderilen kuşların attığı küçük taşlarla ordusu darmadağın olmuş, kendisi San’a’ya dönmüş ve çok geçmeden ölmüştü.

Yesrib
Mekkeʼnin 350 km kadar kuzeyinde Uhud ve Âir dağlarının arasında kurulmuş olan Yesrib, Hz. Peygamberʼin hicretinden sonra Medine-i Münevvere ismini almıştır. Şehre ilk olarak Amâlikalılar, ardından Filistin ve Suriye Yahudileri yerleşmiştir. Me’rib Barajı’nın yıkılmasıyla Yemenli Kahtânî Araplarından olan Evs ve Hazrecliler Yesrib’i yurt edinmişlerdir. Bununla birlikte onlar, şehirde ekonomik ve siyasal üstünlüğü bulunan Yahudilerin baskısı altına girmekten kurtulamamışlardır. Daha sonra Arap kabilelerinin yardımıyla şehrin hâkimiyetini ele geçirseler de zaman içinde Yahudilerin kışkırtmalarıyla birbirine düşman iki kabile hâline gelmişlerdir.

Putperest olan Evs ve Hazreclilerin geçim kaynakları, tarım ve hayvancılık başta olmak üzere dokuma ve demircilikti. Daha çok kuyumculuk ve silah imalatı yapan, kendilerine ait çarşıları olup ticaretle uğraşan Yahudiler şehrin ekonomisinde söz sahibiydiler. Merkezî bir otorite olmadığı için her kabile birbirinden bağımsız hareket ediyordu. Ancak siyasi ve askerî amaçlarla ittifaklar kurarlardı. Bu anlamda Hazrecliler Kaynuka, Evsliler ise Kurayza ve Nadir Yahudilerinin müttefikiydi. Hz. Peygamber’in hicretine kadar şehirdeki bu parçalanmışlık devam etti.

Taif
Mekke’nin yaklaşık 90 km güney doğusunda yer alan Taif, önemli bir coğrafi konuma sahiptir. İlk sakinleri Amâlikalılar olup ismini üzerinde bulunduğu Vec Vadisi’nden almış, Sakiflilerin yönetimi ele geçirmesiyle de Taif olarak anılmıştır. İklimi diğer şehirlerden farklı olarak kışın soğuk, yazın serindir.
Bu nedenle Mekke’nin ileri gelenleri yazları burada geçirirlerdi. Zengin su kaynaklarına ve verimli topraklara sahip olan Taif’te üzüm bağları, zeytinlikler ve çeşitli meyve bahçeleri bulunmaktaydı. Aynı zamanda burada şarap, zeytinyağı ve bal üretilirdi. Tarım, hayvancılık, el sanatları, özellikle dericilik halkın geçim kaynakları arasındaydı. Şehirdeki ticari canlılık Yahudi tüccarların ilgisini çekmiş, Taif’te az da olsa Yahudi nüfusun bulunmasında etkili olmuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir